ETKİN PİŞMANLIK CEZA VERİLMESİNE YER OLMADIĞI

SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE ÜYE OLMA SUÇU – ÖRGÜTTE KALDIĞI SÜRE VE KONUMUNA UYGUN BİLGİLER VERMEK SURETİYLE SUÇUN AYDINLATILMASINA KATKIDA BULUNAN SAMİMİ ŞEKİLDE PİŞMANLIK DUYAN SANIK HAKKINDA etkin pişmanlık ceza verilmesine yer olmadığı hükmünün uygulanması gerektiği CEZA VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA KARAR VERİLMESİ GEREKTİĞİ 

Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi 21.10.2025 T. 2024/897 E. 2025/1028 K.

Okumaya devam et “ETKİN PİŞMANLIK CEZA VERİLMESİNE YER OLMADIĞI”

ETKİN PİŞMANLIK YARGITAY BOZMA KARARI 2026

BU KARADA YARGITAY  ETKİN PİŞMNALIKTA BULUNAN SANIK HAKKINDA VERİLEN İNDİRİM ORANINI AZ BULARAK FAZLA CEZA TAYİNİ NEDENİ İLE BOZMA KARARI VERMİŞTİR.  ETKİN PİŞMANLIK YARGITAY BOZMA kararının gerekçesi bu noktada önem kazanmaktadır.

Yargıtay
3. Ceza Dairesi. Bu kararda etkin pişmanlık ve Yargıtay’ın bozma gerekçesi temel alınmıştır.

Esas Yıl/No: 2022/32479

Karar Yıl/No: 2025/29058

Karar tarihi: 18-12-2025

Okumaya devam et “ETKİN PİŞMANLIK YARGITAY BOZMA KARARI 2026”

YARGILAMANIN YENİLENMESİ DAVASI NASIL GÖRÜLÜR?

CMK’ya göre kanun yolu davası açabilenler yargılamanın yenilenmesi davasını açabilirler. Yasa bunu yasayollarına başvurma konusundaki genel kuralların, yargılamanın yenilenmesi yolunda da uygulanacağı biçiminde açıklamıştır. Yargılamanın yenilenmesi yoluna mahkumun ölmesinden sonra da başvurulması mümkün kılındığı için, ölüm durumunda, ölenin eşi, üstsoyu, altsoyu, kardeşleri yargılamanın isteyebileceklerdir.
Yargılamanın yenilenmesini istemek için, yasada açıklanmış bulunan nedenlerden birinin gerçekleşmiş olması şarttır.
Yargılamanın yenilenmesi istemi süreyle sınırlı değildir, çünkü bir yenileme nedeni yıllar sonra ve beklenmeyen bir anda ortaya çıkabilir. Bu bakımdan bu yol için bir süre sınırlaması koymak, bu yolun niteliğine aykırı düşer. Yasa, yargılamanın yenilenmesini istemeyi bazı biçimsel koşullara bağlamıştır. Bu istek bir dilekçeyle yapılmalı ve bunda yargılamanın yenilenmesi isteminin nedenleri ve özellikle istemin dayanağını oluşturan yeni deliller ve
olgular belirtilmelidir. Yargılamanın yenilenmesi davası, önceki son kararı vermiş olan mahkemede açılacaktır. Yargılamanın yenilenmesi CMK’da iki grup olarak öngörülmüştür: Mahkumun lehine ve aleyhine. Bu nedenler sınırlıdır. Bunlara ekleme yapılama

HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI (HAGB) NEDİR ?

Ceza yargılaması hukukumuza getirilen yeni bir kurumdur. Temeli şudur: Sanık yargılanır, suçlu bulunur, cezalandırılır. Fakat cezası açıklanmaz, askıya alınır. Hukuki niteliği yönünden cezanın ertelenmesine (tecil) benzer bir hukuk kurumudur. Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.
Süreyle ilgili olarak dikkat edilecek olan nokta şudur: İki yıllık süre, mahkemenin yaptığı yargılama sonunda sanığa vereceği hapis cezasının süresidir. Bu süre, yargılama konusu suçun yasada öngörülen cezasının yıl hapisle sınırlanmış olması değildir. Başka bir anlatımla, suçun cezasının 2‐5 yıl hapis olduğu bir resmi belgede sahtecilik yargılamasında, mahkeme sonuçta sanığa iki yıl hapis cezası verecek olduğunda, hükmün geri bırakılması kurumu uygulanabilir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi CMK’da belirli koşullara tabi tutulmuştur. Sanığın durumunda bu koşulların bulunması şarttır. Bu koşullar içinde sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması önde gelir.
Mahkemenin, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması da şarttır. Ayrıca suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi, gerekir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tabi tutulur.

CEZA DAVASINI KİM AÇAR, NASIL AÇILIR?

Savcı yaptığı hazırlık soruşturması sonunda, kovuşturmama kararı vermediğinde, araştırma konusu eylemin suç oluşturduğu konusunda yeterli şüpheye ulaşmış demektir. Bunun sonucu olarak bu uyuşmazlığı çözülmek üzere mahkeme önüne götürmek zorundadır.
Savcı davayı açmadan önce bütün koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğini iyi biçimde değerlendirmek durumundadır, çünkü hakkında ceza davası açılan kişi sanık adını alacak, onun toplum içindeki durumunda bu nedenle değişik olacak (son soruşturma sonunda beraat
etse bile), öte yandan yine boş yere açılmış bir kamu davasında yapılan giderler de boşa gidecek ve bunun yanında toplumdaki adalet duyguları da zedelenecektir.
Savcının açtığı dava bir ceza davası olduğundan ve bu davayla toplumda bozulmuş olan düzenin yeniden kurulması istendiğinden, kamu adına açılmış bir davadır ve bu nedenle de “kamu davası” adını alır. Savcı, devletin bir görevlisi olarak bu davayı devlet adına açmaktadır. Dava, bir uyuşmazlığın yargıç önüne götürülmesi ve orada tutulmasıdır. Bu uyuşmazlık ceza uyuşmazlığı olduğunda, dava, ceza davasıdır. Her ceza davasında iki ögenin (unsur) kesinlikle bulunması gerekir. Bunlar kişi ve eylem ögeleri (unsurları) dır. Hukukumuzda belirsiz kişilere karşı ceza davası açmak mümkün değildir. Savcı bir eylemden ötürü kamu davasını açtığında, bu davanın sanığını da göstermelidir. Bunun yanında bu sanığa atılan suç, daha yerinde deyişle, onun suçlandığı eylem de gösterilmek gerekir. Kişi hangi suçu işlemek şüphesi altında olduğunu bilmek durumundadır. Bu, sanık için bir güvencedir. Ayrıca bu iki öğe yargı organının yetki ve görev alanının belirlenmesi bakımından da önem taşır. Gerçekten “davasız yargı olmaz” ilkesi gereğince, yargı organı ancak önüne getirilen uyuşmazlıkları çözebilir ve yargılanması istenen kişileri yargılayabilir.
Bir uyuşmazlığa kendiliğinden el atamaz. Bu bir açıdan da itham sisteminin bir sonucudur. Tarihte tahkik sisteminin sakıncaları yaşanmıştır. Bu sistemde iddia ve yargı görevi aynı kişi ve organda birleştiğinden, kişiler bakımından tam anlamıyla güvensizlik doğuran bir
durumdur. Yargılanan kişi aynı zamanda iddia eden ve koğuşturan makam ya da kişi de olduğunda, bu sistemde yargı, ancak bazı iddialara kılıf bulmak amacına hizmet eder.

HAZIRLIK SORUŞTURMASI NEDİR?

Ön soruşturma aşaması bugün hazırlık soruşturmasından oluşmaktadır. Hazırlık soruşturmasız bir ceza yargılaması faaliyeti düşünülemez. Ne kadar kısa ve çabuk olursa olsun, bir hazırlık soruşturması mutlaka yapılır. Hatta bunu daha da genelleyerek, hazırlık soruşturmasının ön soruşturmanın bir bölümü olduğunu
düşünerek, ön soruşturmasız ceza yargılaması olmayacağını söylemek yerinde olur. Bu bakımdan ön soruşturma ile son soruşturma arasındaki ilişki şöyledir: Son soruşturmasız bir ceza yargılaması gerçekleşebilir. Bu mümkündür, çünkü yargılamanın hazırlık soruşturması sonunda bitmesi ve işin son soruşturmaya aktarılmaması olanağı vardır.
Bunun anlamı, her ceza yargılamasında son soruşturmanın kesinlikle var olan bir aşama olmamasıdır. Fakat buna karşılık ön soruşturmasız ceza yargılaması yoktur.
Bu noktada bir husus hatırlanmalıdır. Hangi toplum olursa olsun, her işlenen suç için bir ceza yargılaması faaliyetinin mutlaka yapıldığı sonucu doğru bir sonuç değildir. Hiçbir ülkede böyle bir mutlak sonuç yoktur, ceza yargılaması faaliyeti bir suç haberinin kovuşturma organlarına (savcılık, polis, jandarma) ulaşması ile
başlamaktadır.
Böyle bir haber söz konusu olmadığında, ceza yargılaması mekanizması harekete geçmez. Bunun çeşitli nedenleri olabilir. Bunların başında, kişilerin korkması, suç failini affetmesi, başka suçların işlenen suçun üzerine bina edilmesi, mağdurların herhangi bir şekilde tatmin edilmeleri gibi nedenler, suçların kovuşturmasız, sonuçta cezasız kalmasının nedenleri olabilir.
Hazırlık soruşturmasının iki işlevi vardır. Bunlar, hazırlama ve ayıklamadır. “Hazırlama” denince, hazırlık soruşturmanın son soruşturmayı en iyi biçimde hazırlaması akla gelir. Son soruşturmanın en kısa süre içinde bitirilmesi ve eylemin
suç olduğu ya da olmadığı konusunda sonuca ulaşabilmesi, iyi bir hazırlık soruşturması ile mümkündür. Bu evrede deliller iyi ve sağlıklı biçimde toplanır, şüpheyi oluşturan olgular iyi değerlendirilir ve bunların kimlere suç atılmasını haklı kıldığı tam olarak ortaya konursa, son soruşturmayı yapan mahkemenin işi de kolaylaştırılmış olur. “Ayıklama” da hangi olaylardan ötürü son soruşturma yapılacağını ve hangileri için yapılmayacağını belirlemektir. Bu alanda bir ayıklama yapılacağından, bu husus, hazırlık soruşturmanın bir işlevi olmaktadır.
Her gün kovuşturma organı olarak savcılığa ve onun yardımcı kuruluşlarına, kolluğa ve jandarmaya gelen binlerce suç haberi ve suç duyurusu içinden, gerçekten suç şüphesi taşıyan olayların ayıklanması hazırlık soruşturmanın görevidir. Bu ayıklamayı yapabilmek için, bir araştırma faaliyetine gerek vardır. Bu faaliyet sonunda bazı suç duyurularının asılsız olduğu, ciddi olmadığı, bu olaylarda yeterli suç şüphesi bulunmadığı ya da olayın suç teşkil etmediği ortaya çıkabilecektir ve
bunların yargıç önüne götürülmesi de gereksiz olacaktır. Ancak suç şüphesi taşıyan ve belirli kişilere yüklenebilecek olaylardan ötürü yargı organlarının çalışması istenecektir.
Yeryüzünde gerçekleşen olaylar arasında benzerlikler bulunmasına rağmen, olayların gerek nedenleri gerek yapısı ve gerek sonuçları birbiriyle eş olamayacağına
göre, hazırlık soruşturmasının “ayıklama” işlevinin ne denli önemli olduğu kendiliğinden ortaya çıkar.

HABERLEŞME ARAÇLARININ DİNLEMEYE ALINMASI NEDİR?

Haberleşme araçlarının dinlemeye alınması, bir ceza olayı nedeniyle, her türlü haberleşme aracı ile yapılan konuşmanın, kanuni şartlar gerçekleştiğince, yetkili
makamlar tarafından dinlenmesi ve kayda alınmasıdır. Bu konu bugün elkoyma içinde mütalaa edilmektedir. Haberleşme olanaklarının hızla yayıldığı bir dönemde,
haberleşme araçları arasına katılan bütün araçlar aynı kapsamda mütalaa edilmektedir. Bu çerçevede telefon, teleks, telefaks, telsiz yoluyla haberleşmeler, el koymanın bu türüne konu olabilecektir. Yukarıda sayılan haberleşme araçları, bir olayın yargılanması ile ilgili delil kaynağı olmak niteliğini taşıdığında, ceza yargılaması alanında bunlardan faydalanılacaktır. Ancak bu noktada öteki yargılama
önlemlerinde olduğu gibi, elkoymanın bu türünde dahi, gerçeğin ortaya çıkarılması ile kişiye tanınan hak ve özgürlüklerin birlikte mütalaa edilmesi ve bu çerçevede
bir değerlendirmenin yapılması gerekecektir. Bu değerlendirme en iyi biçimde yasa koyucu tarafından Anayasada yer alan kurallar ve öteki yasal düzenlemelerin göz önünde bulundurulması ile yapılabilecektir. Birazdan üzerinde durulacağı gibi, ülkemizde haberleşme araçlarının dinlemeye alınması konusunda son yıllarda özel yasal düzenlemeler yapılmıştır. Bunun yapılması bir zorunluluktur. Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, başka surette failin belirlenememesi veya delil elde etme olanağının bulunmaması halinde, maddenin uygulanmasının mümkün olmasıdır. Madde bu niteliğiyle, yedek bir normdur. Delillere ve sanıklara başka yol ve yöntemlerle ulaşılabildiğinde, bu madde uygulanamaz. Somut bir olayda yapılan yargılamada, başka yol ve yöntemlerle, yukarıda sıraladığım sonuçlara ulaşıldığı
ortaya konulduğunda, bu madde uygulanarak elde edilen tüm sonuçlar hukuken geçersiz olur. Bunlar, hukuka aykırı olarak elde edilen deliller olarak kabul edilmek
gerekir. Bunlar yargılamada kullanılamaz. Bu önlem, niteliği yönünden haberleşme özgürlüğüne getirilen ağır bir sınırlamadır. Bu nedenle çok hassas uygulanmak zorundadır. Bu hükmün de yedeklik niteliği dikkatten kaçırılmamalıdır.
Maddede, önlemin uygulanmasının ancak sayılan suçlarda mümkün olması, belirttiğim hususların göz önünde bulundurulmasının sonucudur. Böyle bir listenin
yasada yer alması bence uygun bir çözümdür.

ZORLA GETİRME NE DEMEKTİR?

Bir yargıç kararıyla, sanık ve tanıkların özgürlüklerinin kolluk tarafından sınırlandırılarak, bu kişilerin çağıran makama götürülmesidir.
Zorla getirme bir yargılama önlemi olarak özgürlüğü sınırlandırır. Bu bakımdan Anayasa gereğince yargıç kararına dayanmalıdır. Bu önlemin amacı, kendisini
çağıran makam önüne kendi rızası ile gelmeyenleri, kolluk gücüyle getirmektir. Bu nedenle de zorla getirme gerçekleştiğinde, sona erer. Örneğin bir tanık zorla
getirilip beyanda bulunduğunda, serbest kalır. Zorla getirme, bir müzekkere ile gerçekleşir. Buna zorla getirme müzekkeresi denir. Uygulamada ve yasada buna aynı ad verilmektedir. Bu müzekkere sanık ya da tanığın bulunduğu yerdeki kolluk makamlarına hitap eder. Bunda, getirilmesi istenen kişinin kimliği, eşkali (tanınmasını kolaylaştıracak olan özellikler), sanıksa kendisine yüklenen suç ve tanıksa niçin zorla getirildiği yazılmak gerekir. Ayrıca bu müzekkerenin bir suretinin kişiye verilmesi şarttır. Zorla getirme müzekkeresi günlü ya da günsüz olabilir.
Günsüz olduğunda, hemen yerine getirilir ve kolluk istenen kişiyi hemen çağıran makama götürür. Günlü zorla getirmelerde de, sanığın özgürlüğünün kısıtlanması, zamanında çağıran makamda hazır bulunacak biçimde ayarlanmak gerekir. Yasa bunu, zorla getirmenin, getirme için haklı bir zamanda başlaması ve işlemin sonuna kadar sürmesi biçiminde açıklamıştır. CMK’da zorla getirme kurallarının tanık, bilirkişi, mağdur ve şikayetçi için de uygulanması öngörülmektedir. Uygulamada çekilen sıkıntıları dikkate alan bir değişikliktir; dosyaların sürüncemede kalmasını
Önleyecektir. Bilirkişiler hakkında 1985 yılına kadar zorla getirme durumu uygulanmazken, yasada 1985’de yapılan değişiklikle, bilirkişiler hakkında tanıklara ilişkin hükümlerin uygulanacağının açıklanmış oluşu, bilirkişilerin de zorla getirileceği sonucunu ortaya çıkarmaktadır.
Uygulamada bugün zorla getirme kurumu yasadaki görüntüsünden ve amacından saptırılmıştır. Özellikle büyük yerleşim yerlerinde, kolluk bir sanık ya da tanıkla ilgili zorla getirme müzekkeresini aldığında, bu kişiye bunu tebliğ etmekte, çağıran makama gitmesini, gittiğini ve çağrıya uyduğunu belgelemek ve ispatlamak bakımından, kendisine verilen belgeyi mahkeme kaleminde mühürletmesini istemektedir. Bu belge o kişi tarafından kolluğa geri getirildiğinde, işlemin hukuka uygun yapıldığı varsayılmaktadır.

YAKALAMA NEDİR?

Yakalama, suç şüphesi altında olan kişilerin özgürlüklerinin, henüz bir yargıç tarafından verilmiş tutuklama kararı olmadan önce sınırlandırılmasıdır.
Yakalama da öteki ceza yargılaması önlemleri gibi, ceza yargılamasının ve yargılama önlemlerinin amacına sahiptir. Ayrıca yakalama tutuklamayı mümkün kılmak için başvurulan bir önlem olduğundan, bununla yakın ilgisi vardır ve bunun aracı durumundadır. Yakalama yargıç kararına dayanmadığından, gerek Anayasada gerek yasada çok sıkı koşullara tabi tutulmuştur. Anayasa, yakalamanın ancak suçüstü durumlarında ve gecikmesinde tehlike olan durumlarda mümkün olduğunu belirtmiştir. Zaten yakalama kavramı suçüstü kavramı ile iç içe bir kavramdır, çünkü yakalama dendiği zaman suçüstü akla gelir. Bunun bir sonucu olarak, öteki yargılama önlemlerinde görülmeyen bir durum yakalama bakımından ortaya çıkar. Bu da kişilerin de bu önlemi uygulayabilmeleri, yani suç şüphesi içinde olan kişileri yakalayabilmeleridir. Bir başka deyişle, suçüstü durumlarda kişiler de şüphelileri
Yakalayabileceklerdir. Yakalamada yargıç kararı olmadığından, yakalanan kişinin durumu güvenceli değildir. Yakalanan kişi gözaltına (nezaret) alınır. Bu, kişinin kolluğun gözetim ve denetimi altında bulunması demektir. Gerek Anayasalar ve gerek yasalar, kişilerin özgürlüklerinin yargıç kararıyla sınırlandırılmasını, kısıtlanmasını temel ilke olarak benimsediklerinden, gözaltında tutulma süreleri daima kısa tutulmuş ve yakalanmış kişilerin en kısa sürede yargıç önüne çıkarılmaları gereği düzenlenmiştir. Hatta denebilir ki, bir hukuk düzeninde yakalanan kişilerin gözaltında tutulma sürelerinin kısa ya da uzun oluşuna göre, bu devlette kişilerin hak ve özgürlüklerine verilen değer anlaşılır. Yakalanan kişi yargıç önüne çıkarıldığında, yargıç bu kişinin ya tutuklanmasına ya da salıverilmesine karar
verir.

marsbahis marsbahis - marsbahis giriş casibom marsbahis - marsbahis giriş Marsbahis casibom casibom galabet betcio jojobet
Whatsapp ile ulaşın bize
Whatsapp'a gönder

Bu Sayfadaki İçeriği KOPYALAYAMAZSNIZ !!!