Ceza soruşturması veya kovuşturması sırasında delillerin toplanmış olmasına rağmen şüpheli ya da sanığın tutukluluğunun devam ettirilmesi, uygulamada en çok tartışılan hukuki sorunlardan biridir. Özellikle tanıkların dinlendiği, kamera görüntülerinin incelendiği, telefon kayıtlarının dosyaya alındığı ve bilirkişi raporlarının tamamlandığı davalarda, tutuklamanın hangi gerekçeyle sürdürülebileceği önem kazanmaktadır.
Delillerin toplanmış olması kendiliğinden tahliye sonucunu doğurmaz. Ancak tutuklama kararının dayanağı delillerin karartılması ihtimaliyse, bu ihtimalin ortadan kalkması tutukluluğun devamı bakımından ciddi bir hukuki sorun oluşturur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100 ve 101. maddeleri uyarınca tutuklama, ceza yargılamasının olağan bir aşaması değil, belirli koşullarda başvurulabilecek istisnai bir koruma tedbiridir. Bu nedenle soruşturmanın başlangıcında mevcut bulunan tutuklama nedenlerinin yargılamanın ilerleyen aşamalarında da devam edip etmediği ayrıca değerlendirilmelidir.
Delillerin Toplanması Tutuklama Nedenini Ortadan Kaldırır mı?
CMK’nın 100. maddesi uyarınca tutuklama kararı verilebilmesi için kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması ve kanunda belirtilen tutuklama nedenlerinden en az birinin mevcut olması gerekir. Ayrıca tutuklama tedbiri, işin önemi ve verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiriyle ölçülü olmalıdır.
Kanunda tutuklama nedenleri arasında kaçma veya saklanma şüphesi ile delilleri yok etme, gizleme, değiştirme yahut tanık, mağdur veya diğer kişiler üzerinde baskı oluşturma girişimi sayılmıştır.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, kuvvetli suç şüphesi ile tutuklama nedeninin birbirinden farklı kavramlar olmasıdır.
Bir sanık hakkında kuvvetli suç şüphesinin devam etmesi, tek başına tutukluluğun sürdürülmesini haklı kılmaz. Tutuklamayı gerekli kılan nedenlerin de mevcut olması ve tedbirin ölçülü kalması gerekir.
Örneğin soruşturmanın başlangıcında tanıklar üzerinde baskı kurulabileceği gerekçesiyle tutuklama kararı verilmiş olabilir. Ancak tanıkların tamamı dinlenmiş, beyanları dosyaya alınmış ve sanığın bu kişiler üzerinde baskı oluşturabileceğini gösteren başka bir somut olgu kalmamışsa, önceki tutuklama gerekçesinin güncelliği tartışılmalıdır.
Bununla birlikte tanıkların dinlenmiş olması, her olayda tanıklar üzerindeki baskı ihtimalinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. Böyle bir tehlikenin devam ettiği ileri sürülüyorsa bunun somut olgularla açıklanması gerekir.
Delil Karartma Şüphesi Soyut İfadelerle Kabul Edilebilir mi?
Ceza yargılamasında sıklıkla karşılaşılan gerekçelerden biri, delillerin henüz tam olarak toplanmadığı veya sanığın delilleri karartabileceği yönündeki değerlendirmedir.
Ancak delil karartma ihtimali, yalnızca varsayıma dayandırılamaz.
CMK 100/2-b kapsamında delillerin yok edilmesi, gizlenmesi veya değiştirilmesi ile tanık ve mağdurlar üzerinde baskı oluşturulması ihtimalinin somut olayla bağlantılı biçimde değerlendirilmesi gerekir.
Dosyadaki maddi deliller muhafaza altına alınmış, dijital materyallerin incelemesi tamamlanmış, tanıkların ifadeleri alınmış ve bilirkişi raporları dosyaya sunulmuşsa artık hangi delilin ne şekilde karartılabileceği sorusuna cevap verilmelidir.
Özellikle sanığın erişim imkânı bulunmayan, resmi kurumlarca muhafaza edilen veya adli emanete alınmış deliller bakımından delil karartma ihtimalinin somutlaştırılması daha da önemlidir.
Mahkemenin yalnızca delillerin henüz tam olarak toplanmadığını belirtmesi yeterli değildir. Bu gerekçenin dosyanın güncel durumuyla bağlantılı olması gerekir.
Tanıklar Dinlendikten Sonra Tutukluluk Devam Edebilir mi?
Tanıkların dinlenmesi, özellikle tutuklamanın tanıklar üzerinde baskı oluşturulması ihtimaline dayandırıldığı dosyalarda önemlidir.
Tanık beyanlarının alınmasıyla birlikte, henüz ifade vermemiş kişiler üzerinde baskı kurulması ihtimali bakımından ileri sürülen gerekçeler zayıflayabilir.
Ancak burada her dosya bakımından otomatik bir sonuç çıkarılamaz.
Tanığın dinlenmiş olması, sanığın tanığa yönelik tehdit veya baskı oluşturma ihtimalini her durumda ortadan kaldırmaz. Böyle bir tehlikenin mevcut olduğu ileri sürülüyorsa bunun somut olayın özellikleriyle desteklenmesi gerekir.
Savunma açısından önemli olan, tanıkların dinlenmiş olduğunu belirtmekle yetinmeyip tutuklama kararında gösterilen tehlikenin neden artık mevcut olmadığını açıklamaktır.
Kamera, HTS ve Dijital Deliller Toplandıysa Tutuklama Sürer mi?
Özellikle örgütlü suçlar, uyuşturucu ticareti, dolandırıcılık ve bilişim suçlarına ilişkin soruşturmalarda delillerin önemli bir kısmı dijital niteliktedir.
Telefon görüşme kayıtları, HTS verileri, kamera görüntüleri, banka hareketleri ve dijital inceleme raporları dosyaya girdikten sonra bu delillerin değiştirilmesi veya ortadan kaldırılması ihtimalinin somut olarak değerlendirilmesi gerekir.
Örneğin banka hesap hareketleri ilgili bankadan temin edilmiş ve resmi kayıtlarla dosyaya alınmışsa, sanığın bu kayıtları sonradan değiştirebileceği yönündeki iddianın hangi olgulara dayandığı açıklanmalıdır.
Bununla birlikte dijital delillerin toplanması, başka delillere müdahale ihtimalini veya kaçma şüphesini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Bu nedenle tahliye talebinin yalnızca dijital delillerin tamamlandığı iddiasına değil, tutuklama nedenlerinin bütününe ilişkin değerlendirmeye dayanması gerekir.
Kaçma Şüphesi Varsa Deliller Toplansa da Tutukluluk Devam Edebilir mi?
Evet. Delillerin tamamının toplanmış olması, kaçma şüphesinin de ortadan kalktığı anlamına gelmez.
CMK 100/2-a kapsamında şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması yahut kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunması ayrı bir tutuklama nedenidir.
Bu nedenle delil karartma ihtimali ortadan kalksa bile kaçma şüphesinin somut olgularla ortaya konulması hâlinde tutukluluğun devamına karar verilmesi mümkün olabilir.
Ancak yalnızca suçun ağırlığına veya beklenen cezanın miktarına dayanılarak her dosyada otomatik biçimde kaçma şüphesinin mevcut olduğu kabul edilemez.
Sanığın sabit ikametgâhının bulunması, çağrılara uyması, soruşturma boyunca kaçma girişiminde bulunmaması ve sosyal bağları gibi hususlar değerlendirmede önem taşıyabilir. Bu olguların varlığı tek başına tahliyeyi zorunlu kılmasa da kaçma riskinin değerlendirilmesinde dikkate alınmalıdır.
Katalog Suçlarda Deliller Toplandıktan Sonra Tahliye Mümkün mü?
CMK 100/3 kapsamında sayılan katalog suçlarda, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller bulunması hâlinde tutuklama nedeninin var sayılabilmesine imkân tanınmıştır.
Ancak bu düzenleme katalog suçlarda tutuklamanın zorunlu olduğu anlamına gelmez.
Kanun, tutuklama nedeninin var sayılabileceğini belirtmektedir. Dolayısıyla katalog suç niteliği, tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün ve adli kontrolün yeterli olup olmayacağının değerlendirilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun UYAP mevzuat ve içtihat sisteminde yayımlanan değerlendirmelerinde de katalog suçlarda tutuklamanın zorunlu olmadığı, kuvvetli suç şüphesinin somut olgularla ortaya konulması gerektiği vurgulanmaktadır.
Bu nedenle katalog suç kapsamında yürütülen bir davada da delillerin toplanmış olması, kaçma veya delil karartma tehlikesinin bulunmaması ve adli kontrolün yeterli hâle gelmesi tahliye talebinin dayanaklarını oluşturabilir.
Anayasa Mahkemesinin Tutukluluk Kararlarına Yaklaşımı
Anayasa’nın 19. maddesi kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını güvence altına almaktadır.
Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin hukukiliğini değerlendirirken kuvvetli suç belirtisinin varlığını, tutuklamanın meşru amacını ve ölçülülüğünü dikkate almaktadır.
Anayasa Mahkemesinin Mustafa Ali Balbay kararında (B. No: 2012/1272, 04.12.2013) kuvvetli suç şüphesinin inandırıcı delillerle desteklenmesi gerektiği açıklanmıştır.
Hikmet Kopar ve diğerleri kararına ilişkin Anayasa Mahkemesi açıklamalarında da tutuklamanın, kaçmayı veya delillerin yok edilmesini önleme gibi meşru amaçlara dayanması gerektiği belirtilmiştir.
Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, delillerin toplanması devam eden soruşturmalarda bu durumun tutuklama nedenleri bakımından önem taşıyabileceğini de kabul etmektedir.
Dolayısıyla anayasal değerlendirmede esas olan, delillerin tamamlanmış olup olmadığına ilişkin tek bir tespit değil, tutuklamanın bütün koşullarının somut olayda mevcut olup olmadığıdır.
Tutukluluğun Devamı Kararında Gerekçe Gösterilmesi Zorunludur
CMK 101/2 uyarınca tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya tahliye talebinin reddine ilişkin kararlarda kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedenleri, ölçülülük ve adli kontrolün neden yetersiz kalacağı somut olgularla gerekçelendirilmelidir.
Bu zorunluluk, ilk tutuklama kararıyla sınırlı değildir.
Tutukluluk devam ettikçe mahkemenin güncel koşulları değerlendirmesi gerekir.
Özellikle soruşturmanın başlangıcında henüz toplanmamış olan delillerin sonradan tamamlanması, tutuklama nedenleri bakımından yeni bir değerlendirme yapılmasını gerektirebilir.
Önceki kararların gerekçelerini tekrar etmek, dosyanın değişen koşullarını değerlendirme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Deliller Toplandıktan Sonra Tahliye Talebi Nasıl Yapılır?
CMK 104 uyarınca şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında salıverilmesini isteyebilir.
Soruşturma aşamasında talep, ilgili sulh ceza hâkimliğince değerlendirilir. Kovuşturma aşamasında ise davaya bakan mahkemeden tahliye istenir.
Tahliye dilekçesinde yalnızca delillerin toplandığını belirtmek yeterli değildir.
Hangi delillerin hangi tarihlerde dosyaya girdiği, hangi tanıkların dinlendiği, hangi raporların tamamlandığı ve tutuklama kararında belirtilen tehlikelerin neden ortadan kalktığı somut biçimde gösterilmelidir.
Ayrıca kaçma şüphesinin bulunmadığına ilişkin olgular açıklanmalı, adli kontrol tedbirlerinin neden yeterli olacağı değerlendirilmelidir.
Tahliye talebinin reddedilmesi hâlinde ilgili kanun yolu hükümleri çerçevesinde itiraz imkânı bulunmaktadır.
Tutukluluk Yerine Adli Kontrol Uygulanabilir mi?
Tutuklama nedenlerinin tamamen ortadan kalkmadığı ancak daha hafif tedbirlerle yargılamanın güvence altına alınabileceği durumlarda adli kontrol uygulanması mümkündür.
CMK 109 kapsamında yurt dışına çıkış yasağı, belirli yerlere düzenli başvurma ve kanunda öngörülen diğer yükümlülükler uygulanabilir.
Bu nedenle tahliye taleplerinde yalnızca tutuklamanın kaldırılması değil, mahkemenin gerekli görmesi hâlinde uygun adli kontrol tedbirlerinin uygulanması da talep edilebilir.
Tutuklama, adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı somut gerekçeler ortaya konulmadan sürdürülemez.
Sonuç: Deliller Toplanmışsa Tutuklama Nedenleri Yeniden İncelenmelidir
Delillerin toplanması, her durumda tutukluluğun sona ermesini gerektiren otomatik bir tahliye nedeni değildir. Bununla birlikte delil karartma ihtimaline dayanan tutuklama kararlarında, delillerin tamamlanması tutukluluğun devamı bakımından önemli bir değişiklik oluşturur.
Mahkemenin bu aşamada kaçma şüphesinin bulunup bulunmadığını, delillere müdahale tehlikesinin devam edip etmediğini ve adli kontrolün yeterli olup olmayacağını yeniden değerlendirmesi gerekir.
Tutukluluğun devamı, yalnızca suçlamanın ağırlığına veya önceki kararların tekrarlanmasına dayandırılamaz.
Ceza yargılamasında esas olan, kişinin mahkûmiyet hükmü kesinleşmeden önce özgürlüğünden yoksun bırakılmasının ancak kanuni koşulların mevcut olduğu ve daha hafif tedbirlerin yetersiz kaldığı durumlarda sürdürülmesidir.
Av. Orçun Akbulut
Aydın – Efeler – Kuşadası – Söke – Didim – Nazilli