FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üyelik suçundan yürütülen yargılamalarda mahrem yapılanma analiz raporları, birliktelik analizleri, tanık anlatımları, teşhis tutanakları ve başka dosyalardan gönderilen belgeler mahkûmiyet hükmünün kurulmasında önemli deliller olarak kullanılabilmektedir. Özellikle fetö bozma kararı ile ilgili süreçlerde bu tür delillerin değerlendirilmesi ayrı bir öneme sahiptir.
Ancak bir belgenin dosyaya girmiş olması, o belgenin doğrudan mahkûmiyete esas alınabileceği anlamına gelmez.
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 01.07.2026 tarihli, 2024/4496 Esas ve 2026/14890 Karar sayılı ilamı bu bakımdan son derece önemlidir.
İncelenen dosyada sanık hakkında TCK 314/2 kapsamında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyet kararı verilmiş, istinaf başvurusu da esastan reddedilmişti. Dosyanın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesi ise mahkûmiyet hükmünü eksik araştırma nedeniyle bozdu.
Kararın önemi yalnızca hükmün bozulmuş olmasından kaynaklanmamaktadır. Asıl önemli olan, Yargıtay’ın örgüt üyeliği davalarında delillerin mahkeme önünde nasıl tartışılması gerektiğine ilişkin ortaya koyduğu yaklaşım ve savunma hakkına yaptığı vurgudur.
MAHREM ANALİZ RAPORU DOSYAYA GELDİ DİYE DOĞRUDAN MAHKÛMİYETE ESAS ALINAMAZ
Somut olayda temyiz aşamasında dosyaya ilgili İl Müdürlüğünün 25.04.2025 tarihli yazısı ekinde mahrem analiz raporu ile birliktelik analiz raporu gönderilmiştir.
Yargıtay, bu belgelerin yalnızca dosya arasına alınmasını yeterli görmemiştir.
Daireye göre söz konusu raporların CMK m.217 kapsamında sanık ve müdafiine okunması ve bu delillere karşı diyeceklerinin sorulması gerekir.
Bu tespit savunma bakımından önemlidir.
Ceza yargılamasında mahkûmiyet hükmünün temelini oluşturan bir delilin savunmanın bilgisi ve tartışması dışında bırakılması kabul edilemez. Özellikle mahrem yapılanma, ardışık arama veya birliktelik analizi içeren dosyalarda raporun yalnızca UYAP dosyasına girmiş olmasıyla yetinilmemelidir.
Savunmaya raporun içeriğini inceleme ve buna karşı beyanda bulunma imkânı tanınmalıdır.
ALEYHE TANIK VARSA SAVUNMANIN SORU SORMA HAKKI DA VARDIR
Karardaki ikinci önemli bozma nedeni tanıkların dinlenme biçimidir.
Mahkûmiyet hükmüne esas alınan ve sanığın örgütsel faaliyetine ilişkin anlatımlarda bulunan tanıkların ifadeleri talimat yoluyla alınmıştır.
Yargıtay bunu yeterli görmemiştir.
Daire, suçun sübutu, suç vasfının belirlenmesi ve cezanın kişiselleştirilmesi bakımından önem taşıyan tanıkların doğrudan aleni duruşmada sanığın huzurunda veya CMK m.180 kapsamında SEGBİS kullanılmak suretiyle dinlenmesi gerektiğini belirtmiştir.
Bunun temel nedeni savunmaya tanıkları sorgulama imkânı verilmesidir.
Yargıtay kararında bu hususu AİHS m.6/3-d ve Anayasa m.36 kapsamında güvence altına alınan tanık sorgulama hakkıyla ilişkilendirmiştir.
Dolayısıyla FETÖ yargılamalarında özellikle sanığın örgütsel faaliyet içerisinde bulunduğunu ileri süren tanık anlatımlarına dayanılıyorsa savunmanın şu soruyu mutlaka sorması gerekir:
“Bu tanığı sorgulama imkânı sanığa ve müdafiine gerçekten tanındı mı?”
Tanığın başka bir mahkemede verdiği ifadenin dosyaya gönderilmiş olması ile sanık müdafiinin tanığa doğrudan soru sorabilmesi aynı şey değildir.
TANIĞIN İSMİNİ VERDİĞİ KİŞİ DE ARAŞTIRILMALIDIR
Kararın dikkat çeken başka bir bölümü ise tanık anlatımında ismi geçen üçüncü kişiyle ilgilidir.
Yargıtay, tanığın beyanında adı geçen kişinin de mahkeme huzurunda dinlenmesi gerektiğini; bunun mümkün olmaması hâlinde CMK m.180 ve 181’de öngörülen yöntemlerden yararlanılması gerektiğini belirtmiştir.
Bu yaklaşım son derece önemlidir.
Ceza yargılamasında bir tanığın “sanığı şu kişiyle biliyorum”, “şu kişiyle birlikte gördüm”, “bana şu kişi söyledi” şeklindeki anlatımlarının doğruluğu araştırılmadan zincirleme biçimde mahkûmiyet gerekçesine dönüştürülmesi ciddi sorunlara yol açabilir.
İsmi verilen kişi ulaşılabilir durumdaysa, anlatımın doğruluğunun araştırılması gerekir.
TEŞHİS TUTANAĞI VARSA TEŞHİS EDEN KİŞİ DE DİNLENMELİ
Yargıtay kararının savunma açısından en kullanışlı bölümlerinden biri teşhis tutanaklarıyla ilgilidir.
İstinaf aşamasında başka bir Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma dosyasından sanıkla ilgili beyan ve teşhis tutanaklarının gönderildiği anlaşılmaktadır.
Yargıtay burada iki aşamalı bir inceleme öngörmektedir.
Öncelikle beyan ve teşhis tutanakları CMK m.217 gereğince duruşmada sanık ve müdafiine okunmalı ve diyecekleri sorulmalıdır.
Bununla da yetinilmemelidir.
Beyanda bulunan kişinin doğrudan duruşmada veya SEGBİS yoluyla tanık olarak dinlenmesi, sanık ve müdafiine soru sorma hakkı verilmesi ve kişinin soruşturma aşamasındaki beyanıyla duruşmadaki anlatımı arasında çelişki bulunması hâlinde bu çelişkinin giderilmesi gerekir.
Bu nedenle özellikle yıllar sonra yapılan teşhislerin bulunduğu örgüt üyeliği dosyalarında teşhis tutanağının kendisi kadar teşhisin hangi şartlarda gerçekleştirildiği ve teşhisi yapan kişinin duruşmadaki anlatımı da savunma bakımından önem taşımaktadır.
BAŞKALARININ YAZIŞMALARINDA SANIKTAN BAHSEDİLMESİ YETERLİ GÖRÜLMEDİ
Kararın belki de en dikkat çekici bölümlerinden biri başka kullanıcılar arasındaki yazışmalarda sanığın adının geçmesine ilişkindir.
Dosyaya gelen 22.12.2022 tarihli tutanakta iki kullanıcının gerçekleştirdiği yazışmalarda sanığın adının geçtiği ve yazışmalardaki bilgilerin sanıkla uyumlu olduğu belirtilmiştir.
Yargıtay burada doğrudan bir sonuca ulaşılması yerine araştırmanın genişletilmesini istemiştir.
Öncelikle söz konusu kullanıcılar hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan herhangi bir soruşturma veya kovuşturma bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini belirtmiştir.
Varsa bu dosyalardaki bilgi ve belgeler getirilecektir.
Gerekli görülmesi hâlinde söz konusu kişiler tanık olarak dinlenecek, yazışma içerikleri sanık ve müdafiine okunacak ve savunmanın açıklamaları alındıktan sonra sanığın hukuki durumu değerlendirilecektir.
Başka bir ifadeyle üçüncü kişiler arasındaki bir yazışmada sanığın adının geçmesi, tek başına araştırmanın sona erdiği nokta olarak kabul edilmemiştir.
Aksine Yargıtay bunun yeni bir araştırmanın başlangıcı olması gerektiğini ortaya koymuştur.
YARGITAY MAHKÛMİYETİ NEDEN BOZDU?
Dosyaya sonradan gelen mahrem analiz ve birliktelik analiz raporlarının sanık ve müdafiine okunmaması, önemli tanıkların savunmanın sorgulama hakkı sağlanacak biçimde dinlenmemesi, tanık anlatımlarında geçen kişilerin araştırılmaması, teşhis ve beyan tutanaklarının usulüne uygun şekilde tartışılmaması ve yazışmalarda adı geçen kişiler yönünden gerekli araştırmanın yapılmaması birlikte değerlendirildiğinde Yargıtay eksik araştırmayla hüküm kurulduğu sonucuna ulaşmıştır.
Sanık ve müdafiinin temyiz istemleri bu nedenlerle yerinde görülmüş ve hüküm CMK m.302/2 uyarınca, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının onama isteyen tebliğnamesine de aykırı olarak bozulmuştur.
FETÖ DAVALARINDA BU KARAR NEDEN ÖNEMLİ?
Bu karar “mahrem analiz raporu varsa sanık beraat eder” veya “tanık dinlenmediyse dava mutlaka düşer” şeklinde yorumlanmamalıdır.
Yargıtay’ın verdiği karar bir beraat kararı değildir.
Bozmanın temelinde eksik araştırma ve savunmanın delillerle yüzleşme ve tanıkları sorgulama haklarının gereği gibi kullandırılmaması bulunmaktadır.
Ancak karar savunma bakımından son derece önemli bir yol haritası ortaya koymaktadır.
Özellikle FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üyelik dosyalarında;
mahrem analiz raporunun ne zaman dosyaya girdiği,
raporun sanık ve müdafiine okunup okunmadığı,
birliktelik analizinin hangi somut verilere dayandığı,
aleyhe tanıkların mahkeme huzurunda dinlenip dinlenmediği,
müdafiin tanıklara soru sorma imkânının bulunup bulunmadığı,
teşhis tutanaklarının duruşmada tartışılıp tartışılmadığı,
teşhis yapan kişinin mahkemede dinlenip dinlenmediği,
tanık anlatımlarındaki çelişkilerin giderilip giderilmediği,
üçüncü kişilerin yazışmalarında geçen bilgilerin doğrulanıp doğrulanmadığı
ayrı ayrı incelenmelidir.
Çünkü ceza yargılamasında önemli olan yalnızca dosyada “delil” adı verilen bir belgenin bulunması değildir. Delilin hukuka uygun şekilde elde edilmiş olması, duruşmada tartışılması, savunmaya bu delile karşı çıkma imkânı verilmesi ve hüküm kurulmadan önce gerekli araştırmanın tamamlanması gerekir.
SONUÇ: FETÖ DOSYALARINDA “DOSYADA DELİL VAR” DEMEK YETERLİ DEĞİLDİR
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 01.07.2026 tarihli, 2024/4496 E., 2026/14890 K. sayılı kararı, FETÖ/PDY üyeliği yargılamalarında savunmanın yalnızca delilin içeriğine değil, delilin mahkeme önüne getiriliş ve tartışılma biçimine de yoğunlaşması gerektiğini göstermektedir.
Mahrem analiz raporu, birliktelik analizi, teşhis tutanağı, tanık anlatımı veya üçüncü kişiler arasındaki yazışma dosyada bulunabilir. Fakat bunların varlığı, savunma hakkının ve ceza muhakemesinin temel güvencelerinin bertaraf edilmesi sonucunu doğurmaz.
Nitekim somut olayda ilk derece mahkemesince örgüt üyeliğinden mahkûmiyet kararı verilmiş ve Bölge Adliye Mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmiş olmasına rağmen Yargıtay, belirtilen araştırmalar yapılmadan sanığın hukuki durumunun tayin edilmesini hukuka uygun bulmamış ve mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.
Bu yönüyle karar; mahrem yapılanma, tanık beyanı, teşhis tutanağı, birliktelik analizi veya üçüncü kişilere ait yazışmaların delil olarak kullanıldığı FETÖ/PDY dosyalarında savunmanın hangi noktalar üzerinde yoğunlaşması gerektiğini gösteren güncel ve önemli bir Yargıtay içtihadıdır.