FETÖ Üyeliğinde Beraat Bozması: Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2026/15310 Sayılı Kararı ve CMK 308 İtirazı

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 7 Temmuz 2026 tarihli, 2026/5909 Esas ve 2026/15310 Karar sayılı ilamında, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üyelik suçundan verilen bir mahkûmiyet hükmünü, sanığın beraati gerektiği gerekçesiyle bozmuştur. Üstelik bu sonuca, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temel cezanın fazla belirlenmesine yönelik CMK 308 itirazı üzerine yapılan incelemede ulaşılmıştır.

Karar; duyuma dayalı tanık anlatımlarının ispat gücü, gizli tanık beyanlarının değerlendirilmesi, sohbet toplantılarına katılım, mütevelli abla olduğu iddiası ve örgütle bağlantılı olduğu belirtilen bir üniversiteye gönderilen paranın hukuki niteliği bakımından önem taşımaktadır.

Yargıtay, sanığın örgütle organik bağ kurduğunu ve süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren örgütsel faaliyetlerde bulunduğunu ortaya koyan her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli delil bulunmadığını belirlemiştir.

Bu yazıda söz konusu Yargıtay kararı, FETÖ üyeliğinde beraat kararı verilmesini gerektiren koşullar ve kesinleşmiş mahkûmiyetlerde CMK 308 itirazının işlevi yönünden incelenmektedir.

1. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2026/15310 Sayılı Kararı Nedir?

İncelemeye konu kararın bilgileri şöyledir:

  • Mahkeme: Yargıtay 3. Ceza Dairesi
  • Esas numarası: 2026/5909
  • Karar numarası: 2026/15310
  • Karar tarihi: 07.07.2026
  • Suç: Silahlı terör örgütüne üye olma
  • İlk derece mahkemesi: Kayseri 4. Ağır Ceza Mahkemesi
  • İlk derece dosyası: 2018/85 E., 2018/710 K.
  • Bölge adliye mahkemesi dosyası: 2019/305 E., 2020/444 K.
  • İtiraz yolu: CMK 308
  • Sonuç: Önceki Yargıtay ilamının kaldırılması, mahkûmiyet hükmünün bozulması ve infazın durdurulması

Dosyada ilk derece mahkemesince silahlı terör örgütüne üyelik suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuş, istinaf başvurusu esastan reddedilmiş ve dosya Yargıtay incelemesinden geçmiştir.

Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 15.04.2025 tarihli, 2022/10705 Esas ve 2025/11111 Karar sayılı önceki ilamına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 03.07.2026 tarihinde CMK 308 uyarınca sanık lehine itiraz edilmiştir.

İtiraz üzerine dosyayı yeniden inceleyen Daire, yalnızca cezanın miktarını değil, mahkûmiyetin dayandığı delillerin örgüt üyeliği suçunu ispatlamaya yeterli olup olmadığını da değerlendirmiştir.

2. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Neden İtiraz Etti?

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı başlangıçta doğrudan beraat talebine dayanmamaktadır.

Başsavcılık, TCK’nın 3. ve 61. maddeleri kapsamında cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi ilkelerine işaret ederek, temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesinde hata yapıldığını ileri sürmüştür.

İtirazın temelinde, sanığın eyleminin ağırlığıyla orantılı bir ceza belirlenmesi gerektiği düşüncesi bulunmaktadır.

Ancak Yargıtay 3. Ceza Dairesi, inceleme sırasında daha temel bir hukuka aykırılık tespit etmiştir.

Daireye göre mevcut deliller, sanığın silahlı terör örgütüne üye olduğunu kanıtlamaya yeterli değildir. Bu nedenle sorun yalnızca fazla ceza verilmesi değil, beraat etmesi gereken kişi hakkında mahkûmiyet kurulmuş olmasıdır.

Kararın en önemli özelliği, cezanın miktarına yönelik bir itirazın, mahkûmiyetin esasına ilişkin bozma sonucunu doğurmasıdır.

3. FETÖ Üyeliğinde Duyuma Dayalı Tanık Beyanı Mahkûmiyet İçin Yeterli midir?

FETÖ üyeliğinde beraat kararı bakımından en önemli tartışmalardan biri, tanıkların doğrudan bilgiye sahip olup olmadıklarıdır.

İncelenen dosyada bir tanık, sanığın 2013-2014 yıllarında bir iftar yemeğinde öğrenci evlerinin ihtiyaçları için nasıl yardım toplanacağı konusunda konuştuğunu anlatmıştır.

Aynı tanık, sanığın mütevelli abla olduğunu diğer kişilerden duyduğunu ifade etmiştir.

Ancak tanığın, sanığın somut bir örgütsel faaliyetine ilişkin doğrudan anlatımı bulunmamaktadır.

Yargıtay, mütevelli olduğuna ilişkin beyanın soyut ve duyuma dayalı olduğunu değerlendirmiştir.

Bu değerlendirme önemlidir. Çünkü bir kişinin başkalarından duyduğu bilgileri aktarması ile bizzat gözlemlediği somut olayları açıklaması aynı ispat değerine sahip değildir.

Bir tanığın, sanığın örgütsel görev üstlendiğini söylemesi tek başına yeterli olmayabilir. Bu iddianın hangi olaylara, görevlendirmelere, talimatlara ve doğrudan gözlemlere dayandığının ortaya konulması gerekir.

Duyuma dayalı tanık beyanı, somut örgütsel faaliyet ve organik bağın ispatlanamadığı bir dosyada, tek başına mahkûmiyetin güvenilir dayanağı olarak kabul edilemez.

Bununla birlikte her tanık beyanının ispat gücü kendi içeriği ve diğer delillerle birlikte değerlendirilmelidir. Yargıtay kararı, bütün tanık anlatımlarının kategorik olarak geçersiz olduğu anlamına gelmemektedir.

4. Gizli Tanık Beyanıyla FETÖ Üyeliğinden Ceza Verilebilir mi?

İncelenen dosyada gizli tanıklar da dinlenmiştir.

Gizli tanıklar, sanığın sohbetlere katıldığı ve örgüte yardım toplandığı yönünde anlatımlarda bulunmuştur. Ancak bu beyanların da esas itibarıyla çevreden duyulan bilgilere dayandığı anlaşılmıştır.

Yargıtay, gizli tanıkların sanığa yüklenen somut örgütsel görevleri açıklamadığını dikkate almıştır.

Gizli tanığın kimliğinin korunması, beyanının doğruluğunun kendiliğinden kabul edilmesini gerektirmez.

Gizli tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde özellikle şu sorular önem taşır:

  • Tanık olayları bizzat görmüş müdür?
  • Bilgilerini kimden ve ne şekilde edinmiştir?
  • Sanığa yüklenen somut örgütsel faaliyet nedir?
  • Beyanlar diğer delillerle desteklenmekte midir?
  • Anlatımlar arasında çelişki bulunmakta mıdır?
  • Savunma makamına beyanın güvenilirliğini sorgulama olanağı tanınmış mıdır?

Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2026/15310 sayılı kararı, gizli tanık anlatımlarının somut olayda neden yeterli görülmediğini göstermesi bakımından önemlidir.

Ancak karardan, gizli tanık beyanlarının hiçbir koşulda delil olamayacağı sonucu çıkarılmamalıdır. Belirleyici olan, beyanın içeriği, güvenilirliği, doğrulanabilirliği ve dosyanın bütünündeki ispat gücüdür.

5. Mütevelli Abla Olduğu İddiası Örgüt Üyeliğini İspatlar mı?

FETÖ/PDY soruşturma ve kovuşturmalarında bazı sanıklar hakkında mütevelli, mütevelli abla veya benzeri yapılanma içerisinde görev aldığı iddiaları ileri sürülmektedir.

Bu tür iddiaların değerlendirilmesinde yalnızca kullanılan sıfat değil, sanığın gerçekte hangi faaliyetleri yürüttüğü önemlidir.

İncelenen Yargıtay kararında sanığın mütevelli abla olduğuna yönelik anlatımın başka kişilerden duyulan bilgiye dayandığı belirtilmiştir.

Yargıtay, bu anlatımın somut örgütsel faaliyetle desteklenmediğini dikkate almıştır.

Bir kişinin örgüt içerisinde görev aldığı iddia ediliyorsa bu iddianın mümkün olduğunca somutlaştırılması gerekir.

Örneğin kişinin hangi tarihlerde, kimlerin talimatıyla, hangi görevleri üstlendiği ve örgütsel hiyerarşi içerisinde nasıl hareket ettiği araştırılmalıdır.

Örgütsel unvan isnadı ile örgütsel üyeliğin ispatı birbirinden farklıdır.

Somut eylemlerle desteklenmeyen, yalnızca başkalarından duyulduğu ifade edilen unvan isnatlarının mahkûmiyet bakımından yeterliliği ciddi biçimde tartışılmalıdır.

6. Sohbet Toplantılarına Katılmak FETÖ Üyeliği İçin Yeterli midir?

FETÖ üyeliğinde beraat kararı tartışmalarında en sık karşılaşılan meselelerden biri sohbet toplantılarına katılım iddiasıdır.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, somut olayda örgütün nihai amacının kamuoyunca bilinebilir hale geldiği döneme kadar gerçekleştirilen ve örgütsel içeriği kanıtlanamayan sohbet toplantılarına katılımı değerlendirmiştir.

Daire, bu toplantılara katılım dışında örgütle organik ilişki kurulduğunu ve süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren örgütsel faaliyetlerde bulunulduğunu ortaya koyan yeterli delil bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.

Burada özellikle iki ayrım önemlidir.

Birincisi, toplantıya katılmak ile örgütsel faaliyet yürütmek aynı şey değildir.

Toplantının içeriği, amacı, katılımcıların konumu ve sanığın toplantıdaki rolü araştırılmalıdır.

İkincisi, toplantının gerçekleştiği dönem önemlidir.

Yargıtay, örgütün başlangıçta toplumun geniş kesimlerince eğitim ve ahlak hareketi olarak algılandığını, örgütün gerçek niteliğinin zaman içerisinde anlaşılabilir hale geldiğini değerlendirmiştir.

Bu nedenle özellikle geçmiş dönem faaliyetleri incelenirken sanığın örgütün niteliğini ve amaçlarını bilip bilmediği, örgüt üyeliği kastıyla hareket edip etmediği araştırılmalıdır.

Her sohbet katılımının otomatik olarak örgüt üyeliği sayılması mümkün olmadığı gibi, bütün toplantıların örgütsel niteliğinin bulunmadığı da peşinen kabul edilemez.

7. FETÖ ile Bağlantılı Üniversiteye Para Göndermek Örgüt Üyeliği Sayılır mı?

İncelenen kararın önemli delillerinden biri de MASAK raporudur.

Dosyada, sanığın hesabından 29.03.2013 tarihinde sonradan örgütle iltisakı nedeniyle kapatılan bir üniversiteye 50.000 TL gönderildiği belirlenmiştir.

Ancak banka hareketleri incelendiğinde, söz konusu paranın üniversiteye gönderilmesinden yaklaşık yarım saat önce sanığın eşi tarafından sanığın hesabına aktarıldığı tespit edilmiştir.

Tanık olarak dinlenen eş, parayı kendisinin üniversiteye gönderdiğini, işlemi eşi adına hayır olması amacıyla yaptığını ve sanığın işlemden haberdar olmadığını ifade etmiştir.

Yargıtay, banka kayıtları ile bu tanık anlatımını birlikte değerlendirmiştir.

Böylece yalnızca hesap sahibinin kim olduğuna değil, para transferinin gerçekte kim tarafından gerçekleştirildiğine ve sanığın işlemle bağlantısına odaklanılmıştır.

Bu değerlendirme, ceza sorumluluğunun şahsiliği bakımından önem taşımaktadır.

Bir banka hesabından işlem yapılmış olması, hesap sahibinin işlemi bilerek ve örgütsel amaçla gerçekleştirdiğini her durumda kanıtlamaz.

Para transferine ilişkin uyuşmazlıklarda işlem tarihi, paranın kaynağı, talimatı veren kişi, işlemin amacı ve sanığın bilgi ve iradesi birlikte değerlendirilmelidir.

Elbette farklı dosyalarda doğrudan örgütsel finansman faaliyetini gösteren başka deliller bulunabilir. Bu nedenle kararın sonucu her para transferine otomatik olarak uygulanamaz.

8. FETÖ Üyeliğinde Organik Bağ, Süreklilik, Çeşitlilik ve Yoğunluk Ne Anlama Gelir?

TCK’nın 314/2. maddesi kapsamında silahlı örgüt üyeliğinden söz edilebilmesi için kişinin örgütün hiyerarşik yapısıyla ilişkisi ve örgüt üyeliğine yönelik kastı değerlendirilmelidir.

Yargıtay kararında örgüt üyeliğinin en önemli unsurlarından birinin organik bağ olduğu açıklanmıştır.

Organik bağ, kişinin örgütsel hiyerarşi içerisinde yer almasını, örgütten emir ve talimat almaya açık olmasını ve örgüt iradesine bağlı hareket etmesini ifade eder.

Örgüt üyeliğinin değerlendirilmesinde kural olarak üç ölçüt öne çıkmaktadır:

Süreklilik: Örgütsel faaliyetlerin devamlılık gösterip göstermediği.

Çeşitlilik: Sanığın farklı nitelikte örgütsel eylem ve faaliyetlerde bulunup bulunmadığı.

Yoğunluk: Faaliyetlerin örgütsel bağlılık ve üyelik iradesini ortaya koyacak ağırlığa ulaşıp ulaşmadığı.

Ancak Yargıtay içtihadında bu ölçütlerin mutlak ve mekanik biçimde uygulanmadığı da belirtilmektedir.

Niteliği, işleniş biçimi ve örgütün amaçlarına katkısı itibarıyla ancak örgüt üyeleri tarafından gerçekleştirilebilen bazı eylemler, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk ölçütleri bulunmasa dahi üyeliğin değerlendirilmesinde belirleyici olabilir.

Bu nedenle savunmada yalnızca faaliyet sayısına odaklanmak yeterli değildir. Her eylemin hukuki niteliği ve örgüt üyeliğiyle ilişkisi ayrı ayrı incelenmelidir.

9. Örgüte Sempati Duymak ile Örgüt Üyeliği Arasındaki Fark

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, kararında örgüte sempati duymak ile örgüt üyeliği arasındaki ayrımı vurgulamıştır.

Örgütün düşüncelerini benimsemek, yayınlarını okumak, örgüt liderine saygı duymak veya benzeri davranışlar tek başına örgüt üyeliğinin oluşması için yeterli değildir.

Örgüt üyeliği bakımından kişinin örgüte bilerek ve isteyerek katılması, örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi ve örgütün parçası olmayı istemesi gerekir.

Bu iradenin devamlılık taşıması da önemlidir.

Somut olayda Yargıtay, sanığın eylemlerinin örgüte sempati düzeyinde kaldığı değerlendirmesini yapmıştır.

Daire, örgüt üyeliğini ortaya koyan her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli delil bulunmadığını belirterek beraat yerine mahkûmiyet kurulmasını hukuka aykırı bulmuştur.

Ceza hukukunda örgüte yakınlık iddiası ile örgüt üyeliği suçu birbirinin yerine kullanılamaz.

Mahkûmiyet için kanuni suç unsurlarının somut delillerle ispatlanması gerekir.

10. ByLock, Kod Adı veya Banka Hesabının Bulunmaması Beraat Sebebi midir?

Yargıtay kararında sanığın belirli bir haberleşme uygulamasının kullanıcısı olmadığı, kod adının bulunmadığı ve kararda adı gizlenmiş bir kurumda hesabının olmadığı da belirtilmiştir.

Kararın kişisel verilerden arındırılmış metninde uygulama ve kurum isimleri açık biçimde yer almamaktadır.

Bu nedenle yalnızca karar metnine dayanılarak ilgili uygulamanın veya kurumun kesin olarak hangisi olduğu söylenemez.

Bununla birlikte Yargıtay’ın değerlendirmesi açıktır: Sanığın örgütle organik bağını ve örgütsel faaliyetlerini ortaya koyacak yeterli delil bulunmamaktadır.

Burada önemli bir hukuki ayrım yapılmalıdır.

ByLock kullanımı, kod adı veya belirli banka hareketlerinin bulunmaması her davada doğrudan beraat sonucunu doğurmaz.

Buna karşılık bu tür delillerin bulunmadığı bir dosyada, mahkûmiyetin hangi somut ve yeterli delillere dayandığının açıklanması gerekir.

FETÖ üyeliğinde beraat kararı bakımından belirleyici olan, tek bir delilin bulunup bulunmaması değil, dosyadaki delillerin bütünüyle suçun unsurlarının ispatlanıp ispatlanmadığıdır.

11. CMK 308 İtirazı ile Kesinleşmiş FETÖ Mahkûmiyeti Bozulabilir mi?

CMK’nın 308. maddesi, Yargıtay ceza dairelerinin kararlarına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tanınan olağanüstü itiraz yolunu düzenlemektedir.

Bu yol, Yargıtay ceza dairesinin kararında hukuka aykırılık bulunduğu düşünülen durumlarda önem taşır.

Sanık lehine itiraz bakımından kanunda süre sınırlaması öngörülmemiştir.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, CMK 308 itirazının doğrudan sanığın veya müdafiinin kullanabildiği olağan bir kanun yolu olmamasıdır.

Sanık veya müdafii, hukuka aykırılıkları açıklayan gerekçeli bir dilekçeyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından bu yetkinin kullanılmasını talep edebilir.

Başsavcılık ise itiraz yetkisini kullanıp kullanmayacağını değerlendirir.

Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2026/15310 sayılı kararı, CMK 308 kapsamında yapılan lehe itirazın somut olayda mahkûmiyet hükmünün bozulmasına ve infazın durdurulmasına kadar uzanabildiğini göstermektedir.

Ancak her başvurunun kabul edileceği veya yalnızca başvuru yapılmasıyla infazın kendiliğinden duracağı düşünülmemelidir.

12. Yargıtay, Başsavcılığın İtiraz Gerekçesiyle Bağlı mıdır?

Kararın en dikkat çekici hukuki yönlerinden biri budur.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, temel cezanın fazla belirlenmesi nedeniyle itiraz etmiştir.

Buna karşılık Yargıtay 3. Ceza Dairesi, mahkûmiyetin dayandığı delilleri incelemiş ve beraat gerektiği sonucuna ulaşmıştır.

Daire, bu değerlendirmesinde Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.10.2013 tarihli, 2012/16-1298 Esas ve 2013/418 Karar sayılı içtihadına dayanmıştır.

Söz konusu içtihat doğrultusunda özel dairelerin, Başsavcılık tarafından gösterilen itiraz nedenleriyle bağlı olmaksızın inceleme yapabilmesinin mümkün olduğu belirtilmiştir.

Bu nedenle itiraz farklı gerekçeyle kabul edilmiştir.

CMK 308 incelemesinde ileri sürülen hukuka aykırılık ile Yargıtay’ın tespit ettiği hukuka aykırılığın aynı olması zorunlu değildir.

Bu husus, özellikle mahkûmiyetin esasına yönelik ciddi delil ve ispat sorunları bulunan dosyalarda önem taşımaktadır.

Bununla birlikte CMK 308 başvurusunun kapsamı ve sonuçları her dosyanın usulî özelliklerine göre değerlendirilmelidir.

13. Yargıtay Neden Doğrudan Beraat Kararı Vermedi?

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, somut olayda sanığın beraati gerektiğini belirtmiş ancak doğrudan beraat hükmü kurmamıştır.

Daire, mahkûmiyet hükmünü bozarak dosyanın Kayseri 4. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Bu nedenle kararın hukuki niteliğini doğru ifade etmek gerekir.

07.07.2026 tarihli karar doğrudan verilmiş bir beraat hükmü değil, beraat gerektiği gerekçesine dayanan bir bozma kararıdır.

Bozma sonrasında yargılamanın ilgili mahkemede devam etmesi ve usul hükümleri çerçevesinde yeni bir karar verilmesi söz konusudur.

Kararın önemini azaltmayan bu ayrım, özellikle hukuki başvurularda ve emsal karar değerlendirmelerinde gözetilmelidir.

14. FETÖ Davasında Yargıtay Bozma Kararıyla İnfaz Durdurulabilir mi?

İncelenen dosyada Yargıtay, mahkûmiyet hükmünü bozmakla yetinmemiştir.

Sanık hakkında itirazın kabulü ve bozma nedenini dikkate alarak infazın durdurulmasına da karar vermiştir.

Bu husus, özgürlüğü kısıtlayıcı cezanın infaz edildiği dosyalar bakımından son derece önemlidir.

Bununla birlikte infazın durdurulması, her CMK 308 başvurusunun otomatik sonucu değildir.

İnfazın durdurulmasına ilişkin açık bir karar bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.

Özellikle kesinleşmiş mahkûmiyetlerde olağanüstü kanun yollarına başvurulurken, mahkûmiyetin hukuki dayanağı ile infazın devamının doğuracağı sonuçların birlikte ele alınması gerekir.

15. Kesinleşmiş FETÖ Dosyalarında Bu Karar Nasıl Kullanılabilir?

Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2026/15310 sayılı kararı, benzer delil yapısına sahip dosyalarda savunma açısından değerlendirilebilir.

Özellikle şu durumlarda kararın gerekçeleri önem kazanabilir:

  • Mahkûmiyetin ağırlıklı olarak duyuma dayalı tanık anlatımlarına dayanması.
  • Gizli tanıkların somut örgütsel faaliyet açıklayamaması.
  • Mütevelli veya benzeri görev isnatlarının doğrulanabilir olaylarla desteklenmemesi.
  • Sohbet toplantılarının örgütsel içeriğinin ortaya konulamaması.
  • Banka hareketlerinin gerçek mahiyetinin ve işlemi yapan kişinin yeterince araştırılmaması.
  • Örgüt üyeliği için gerekli organik bağın somut delillerle gösterilememesi.
  • Sanığın örgüte bilerek ve isteyerek katıldığına ilişkin yeterli ispat bulunmaması.

Ancak kesinleşmiş her FETÖ dosyasında CMK 308 yoluna başvurulabileceği veya başvurunun kabul edileceği şeklinde genel bir sonuç çıkarılmamalıdır.

Öncelikle dosyanın hangi aşamalardan geçtiği, hangi Yargıtay kararının bulunduğu, mevcut delillerin niteliği ve ileri sürülebilecek hukuka aykırılıkların neler olduğu belirlenmelidir.

Başvurunun hukuki dayanağı, yalnızca emsal kararın varlığına değil, somut dosyadaki hukuka aykırılıkların açık biçimde ortaya konulmasına dayanmalıdır.

16. CMK 308 Başvurusu Hazırlanırken Nelere Dikkat Edilmelidir?

Kesinleşmiş bir mahkûmiyet hakkında CMK 308 kapsamında başvuru yapılması düşünülüyorsa dosyanın yalnızca sonuç kararının incelenmesi yeterli olmayabilir.

İddianame, ilk derece mahkemesi gerekçeli kararı, istinaf kararı, Yargıtay ilamı ve mahkûmiyete esas alınan deliller birlikte değerlendirilmelidir.

Özellikle tanık beyanlarının duruşma tutanaklarıyla karşılaştırılması önemlidir.

Tanığın soruşturma aşamasındaki anlatımı ile duruşmadaki beyanı arasında farklılık bulunup bulunmadığı incelenmelidir.

MASAK raporları ve banka kayıtları bakımından ise işlemin gerçek kaynağı, işlemi yapan kişi ve sanığın iradesi üzerinde durulmalıdır.

Başvuruda ayrıca şu hususlar açıkça ortaya konulmalıdır:

Birincisi: Mahkûmiyetin hangi delillere dayandığı.

İkincisi: Bu delillerin neden örgüt üyeliği suçunun unsurlarını ispatlamaya yeterli olmadığı.

Üçüncüsü: İlk derece mahkemesi ve Yargıtay değerlendirmelerinde hangi hukuka aykırılıkların bulunduğu.

Dördüncüsü: Emsal gösterilen Yargıtay kararının somut dosyayla hangi yönlerden benzerlik taşıdığı.

Beşincisi: Başsavcılığın CMK 308 yetkisini kullanmasını gerektirebilecek hukuki nedenlerin neler olduğu.

İnfazın devam ettiği dosyalarda, koşulları mevcutsa infazın durdurulması talebi de ayrıca gerekçelendirilmelidir.

17. Yargıtay 2026/15310 Sayılı Kararı Hakkında Sık Sorulan Sorular

FETÖ üyeliğinde yalnızca tanık beyanıyla mahkûmiyet verilebilir mi?

Tanık beyanları ceza yargılamasında delil olarak değerlendirilebilir. Ancak mahkûmiyet için delillerin suçun unsurlarını her türlü makul şüpheden uzak biçimde ispatlaması gerekir. İncelenen kararda duyuma dayalı ve somut örgütsel görev açıklamayan anlatımlar yeterli görülmemiştir.

Sohbetlere katılmak FETÖ üyeliği sayılır mı?

Sohbet toplantısına katılımın hukuki niteliği, toplantının içeriğine, gerçekleştiği döneme ve sanığın faaliyetlerine göre değerlendirilir. Örgütsel içeriği kanıtlanamayan toplantılara katılım, somut olayda tek başına üyeliğin ispatı için yeterli görülmemiştir.

Mütevelli abla olduğu iddiasıyla ceza verilebilir mi?

Örgütsel görev isnadının somut delillerle desteklenmesi gerekir. Yalnızca başkalarından duyulduğu belirtilen ve somut örgütsel faaliyetle doğrulanmayan anlatımların yeterliliği tartışmalıdır.

FETÖ dosyasında CMK 308 başvurusunu kim yapar?

CMK 308 kapsamında itiraz yetkisi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına aittir. Sanık veya müdafii, bu yetkinin kullanılması için gerekçeli talepte bulunabilir.

CMK 308 başvurusu infazı durdurur mu?

Başvuru yapılması tek başına infazı kendiliğinden durdurmaz. İncelenen kararda Yargıtay, itirazı kabul edip mahkûmiyeti bozarken ayrıca infazın durdurulmasına karar vermiştir.

Yargıtay 2026/15310 sayılı kararı kesin beraat kararı mıdır?

Hayır. Yargıtay, sanığın beraati gerektiğini belirterek mahkûmiyet hükmünü bozmuş ve dosyayı ilk derece mahkemesine göndermiştir.

Bu karar diğer FETÖ mahkûmiyetleri için emsal olabilir mi?

Benzer delil ve hukuki sorunların bulunduğu dosyalarda emsal olarak değerlendirilebilir. Ancak her dosyanın delilleri ve usulî durumu ayrı ayrı incelenmelidir.

18. Sonuç: Yargıtay 2026/15310 Sayılı Kararının Hukuki Önemi

Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 07.07.2026 tarihli, 2026/5909 Esas ve 2026/15310 Karar sayılı ilamı, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üyelik suçunun ispatı bakımından önemli değerlendirmeler içermektedir.

Kararda, duyuma dayalı tanık anlatımları, somut örgütsel görev açıklamayan gizli tanık beyanları, örgütsel içeriği kanıtlanamayan sohbet toplantıları ve gerçek mahiyeti banka kayıtlarıyla açıklığa kavuşturulan para transferi birlikte değerlendirilmiştir.

Yargıtay, mevcut delillerin sanığın örgütle organik bağ kurduğunu ve örgüt üyeliği suçunun unsurlarının gerçekleştiğini ispatlamaya yeterli olmadığı sonucuna ulaşmıştır.

Daha da önemlisi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temel cezanın fazla belirlenmesine yönelik CM

Bu Sayfadaki İçeriği KOPYALAYAMAZSNIZ !!!