FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üyelik suçlamasıyla yürütülen ceza davalarında en fazla tartışılan konulardan biri, ByLock iddiasına ek olarak dosyaya giren tanık ve etkin pişmanlık beyanlarının hukuki değeridir. Özellikle teknik verilerin tartışmalı olduğu dosyalarda, bir başka sanığın veya etkin pişmanlıktan yararlanan kişinin ifadelerine dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulması ciddi hukuki sorunlara yol açabilmektedir.
ByLock tanık beyanı tek başına mahkûmiyet için yeterli midir? Bu soruya her dosya bakımından geçerli, kesin bir cevap verilmesi mümkün değildir. Ancak ceza yargılamasının temel ilkesi açıktır: Mahkûmiyet, varsayımlara veya doğrulanmamış suçlamalara değil, hukuka uygun biçimde elde edilmiş, duruşmada tartışılmış ve her türlü makul şüpheyi ortadan kaldıran delillere dayanmalıdır.
Bir kişinin başka bir kişi hakkında örgüt mensubu olduğunu söylemesi, o kişinin örgüt üyeliği suçunu işlediğini kendiliğinden ispatlamaz. Beyanın içeriği, kaynağı, tutarlılığı, somutluğu ve diğer delillerle desteklenip desteklenmediği ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
1. FETÖ Davalarında Tanık ve Etkin Pişmanlık Beyanlarının Hukuki Niteliği
FETÖ/PDY yargılamalarında tanık beyanları farklı kaynaklardan gelebilmektedir. Bunlar arasında örgüt içerisinde bulunduğunu söyleyen kişiler, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak isteyen sanıklar, aynı soruşturmada ifade veren şüpheliler ve gizli tanıklar bulunmaktadır.
Bu kişilerin beyanları hukuken aynı özellikleri taşımamaktadır. Özellikle etkin pişmanlıktan yararlanmak amacıyla ifade veren kişinin, kendi ceza sorumluluğunu azaltma beklentisi içerisinde bulunabileceği göz ardı edilmemelidir.
Bu durum, etkin pişmanlık beyanlarının tamamının gerçeğe aykırı olduğu anlamına gelmez. Ancak mahkeme, beyan sahibinin konumunu, bilgiyi nasıl edindiğini ve açıklamalarının bağımsız delillerle doğrulanıp doğrulanmadığını incelemek zorundadır.
Bir kişinin yalnızca isim vermesi ile bir başkasının örgütsel faaliyetlerini doğrudan gözlemleyerek tarih, yer ve olay belirterek anlatması aynı ispat gücüne sahip değildir.
2. Bir İtirafçının İsim Vermesi Örgüt Üyeliğini İspatlar mı?
Uygulamada bazı dosyalarda sanık hakkında şu tür ifadeler bulunmaktadır:
- Örgüt içerisinde bulunduğunu biliyorum.
- Sohbet toplantılarına katılırdı.
- Örgüte yakın bir kişiydi.
- Kendisiyle aynı evde kaldık.
- Örgüt mensuplarıyla görüşüyordu.
Bu ifadelerin her biri ayrıca araştırılmalıdır. Tanığın hangi tarihte, nerede, ne şekilde ve hangi somut olay nedeniyle bilgi sahibi olduğu belirlenmeden, soyut değerlendirmeler üzerinden mahkûmiyet kurulması hukuken tartışmalıdır.
Silahlı terör örgütüne üyelik suçu bakımından TCK’nın 314/2. maddesi ile Terörle Mücadele Kanunu’nun ilgili hükümleri uygulanmaktadır. Örgüt üyeliğinin değerlendirilmesinde kişinin örgütle organik bağının ve faaliyetlerinin niteliğinin ortaya konulması gerekir.
Yargıtay içtihatlarında örgüt üyeliğinin değerlendirilmesinde süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk ölçütleri önem taşımaktadır. Bununla birlikte somut olayın özellikleri ve örgüt hiyerarşisine dahil olunduğunu gösteren deliller ayrıca dikkate alınır.
Dolayısıyla bir tanığın kişiyi tanıması veya geçmişte aynı sosyal çevrede bulunmuş olması, tek başına örgüt üyeliğinin bütün unsurlarını ortaya koymaz.
3. Etkin Pişmanlıktan Yararlanan Kişinin Beyanı Nasıl Değerlendirilmelidir?
TCK’nın 221. maddesi etkin pişmanlık hükümlerini düzenlemektedir. Bu kapsamda bilgi veren kişinin beyanları ceza soruşturmasında delil olarak değerlendirilebilir.
Ancak burada önemli bir ayrım bulunmaktadır.
Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma amacıyla verilen beyanın delil olarak kabul edilebilir olması, bu beyanın mutlaka doğru veya mahkûmiyet için yeterli olduğu anlamına gelmez.
Örneğin bir tanık, sanığın 2013 yılında belirli bir evde örgütsel toplantıya katıldığını ileri sürüyorsa, şu hususlar araştırılmalıdır:
Toplantının yapıldığı yer gerçekten mevcut mudur? Tanık o tarihte orada bulunmuş mudur? Sanığın toplantıya katıldığını gösteren başka delil var mıdır? Tanık aynı olay hakkında daha önce farklı açıklamalar yapmış mıdır? Anlatılan faaliyet örgütsel hiyerarşiye dahil olunduğunu gösteriyor mudur?
Bu sorular cevaplandırılmadan yalnızca etkin pişmanlık beyanının varlığından hareket edilmesi, savunma hakkı ve ispat kuralları bakımından sorun doğurabilir.
4. Çelişkili Tanık İfadeleri Mahkûmiyet Kararını Etkiler mi?
Tanık ifadelerindeki çelişkiler, savunma bakımından önemlidir. Ancak her çelişki aynı hukuki sonucu doğurmaz.
Örneğin tanığın olayın gerçekleştiği yılı farklı hatırlaması ile sanığı hiç tanımadığını söylediği halde daha sonra örgütsel sorumlusu olduğunu iddia etmesi arasında ciddi fark bulunmaktadır.
Mahkeme, özellikle suçlamanın esasını etkileyen çelişkileri gidermeli ve hangi anlatımı neden güvenilir bulduğunu gerekçelendirmelidir.
Savunma tarafından tanığın önceki ifadeleri karşılaştırılmalı, olayın zamanına ve yerine ilişkin açıklamaları denetlenmeli ve varsa çelişkilerin giderilmesi talep edilmelidir.
Giderilemeyen ve suçun ispatı bakımından belirleyici olan şüpheler sanık lehine değerlendirilmelidir.
5. Tanık Mahkemede Dinlenmeden Mahkûmiyet Verilebilir mi?
CMK’nın 217. maddesi uyarınca hâkim, kararını duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırır.
Tanığın soruşturma aşamasında verdiği ifadenin dosyada bulunması, savunmanın tanığı sorgulama hakkının her durumda karşılandığı anlamına gelmez.
Özellikle mahkûmiyetin tek veya belirleyici dayanağı olan tanık beyanlarında, sanığın ve müdafiinin beyanın güvenilirliğini sorgulayabilmesi önem taşımaktadır.
Tanığın mahkemeye getirilmesi mümkün değilse CMK’nın 180 ve 181. maddelerinde öngörülen usuller ile savunmanın soru sorma hakkı değerlendirilmelidir.
Tanığın duruşmada dinlenememesi her durumda otomatik olarak beraat veya bozma sebebi değildir. Ancak tanığın dinlenmemesi için haklı neden bulunup bulunmadığı, beyanın hükümdeki ağırlığı ve savunmaya sağlanan dengeleyici güvenceler birlikte incelenmelidir.
6. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2026 Tarihli Bozma Kararları
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 19.01.2026 tarihli, 2023/11385 Esas ve 2026/1466 Karar sayılı ilamı, tanık beyanları ile ByLock verilerinin birlikte değerlendirilmesi bakımından dikkat çekicidir.
Kararda, ByLock tespitine ilişkin belgelerin ve ayrıntılı değerlendirme raporunun temin edilmesi, ilgili HTS kayıtlarının incelenmesi, ByLock bağlantılı kişilerin ifadelerinin araştırılması ve gerekli tanıkların usulüne uygun biçimde dinlenmesi gerektiği belirtilmiştir.
Ayrıca sanık hakkında başka tanık veya etkin pişmanlık beyanları bulunup bulunmadığının araştırılması, mevcut beyanların duruşmada tartışılması ve savunma hakkının sağlanması gerektiği vurgulanmıştır.
Yargıtay, eksik araştırmaya dayalı mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.
Bu kararın önemi, mahkûmiyet veya beraat sonucunu peşinen belirlemesinde değil; teknik delillerle kişisel beyanların denetlenerek birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymasındadır.
Benzer şekilde Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2023/11426 Esas, 2026/32 Karar sayılı ilamında da tanıkların mümkünse mahkeme huzurunda veya SEGBİS aracılığıyla dinlenmesi ve sanık ile müdafiine soru sorma imkânı tanınması gerektiği üzerinde durulmuştur.
7. ByLock Delili Bulunmayan Dosyada Tanık Beyanıyla Ceza Verilebilir mi?
ByLock kullanımının ispatlanamamış olması, başka delillerle örgüt üyeliğinin ispatlanmasını hukuken imkânsız hale getirmez.
Ancak ByLock iddiasının doğrulanamaması halinde mahkemenin diğer delilleri ayrıca ve titizlikle değerlendirmesi gerekir.
Tanığın açıklamalarının hangi somut örgütsel faaliyeti ortaya koyduğu, bu faaliyetin örgüt üyeliğinin unsurlarıyla bağlantısı ve sanığın örgüt hiyerarşisine dahil olup olmadığı tartışılmalıdır.
Sadece örgüt mensubu olduğu iddia edilen kişilerle tanışıklık, sosyal ilişki veya soyut kanaat açıklamaları üzerinden suçun unsurlarının gerçekleştiği kabul edilemez.
8. AİHM Yalçınkaya Kararı Tanık Beyanları Açısından Neden Önemlidir?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi, 26 Eylül 2023 tarihli Yüksel Yalçınkaya/Türkiye kararında, 15669/20 başvuru numarasıyla incelenen dosyada Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6, 7 ve 11. maddelerinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
Kararda ByLock delilinin değerlendirilmesi, savunmanın delillere etkili biçimde itiraz edebilmesi, suçun unsurlarının bireyselleştirilmesi ve mahkûmiyet gerekçesinin yeterliliği bakımından önemli tespitler bulunmaktadır.
Bu karar, her ByLock dosyasında kendiliğinden beraat sonucu doğurmaz. Ancak delillerin otomatik kabullerle değerlendirilmesine ve bireysel ceza sorumluluğunun yeterince araştırılmamasına yönelik itirazlar bakımından önem taşımaktadır.
9. Tanık Beyanına Dayalı Mahkûmiyet Kararına Nasıl İtiraz Edilir?
İlk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararına karşı, kanuni şartları mevcutsa istinaf ve temyiz yollarına başvurulabilir.
Savunmada özellikle şu hususlar ortaya konulmalıdır:
Tanık beyanının somut olaylarla desteklenmemesi, önceki ifadelerle çelişmesi, tanığın bilgi kaynağının belirsizliği, savunmaya soru sorma imkânı verilmemesi, teknik delillerin eksik incelenmesi ve mahkemenin mahkûmiyet gerekçesinde deliller arasındaki bağlantıyı açıklayamaması.
Kesinleşmiş mahkûmiyetler bakımından ise CMK’nın 311. maddesinde düzenlenen yargılamanın yenilenmesi, CMK’nın 309. maddesindeki kanun yararına bozma ve şartlarına göre diğer olağanüstü başvuru yolları değerlendirilmelidir.
Her hukuka aykırılık iddiası yargılamanın yenilenmesi sebebi oluşturmaz. Başvurunun hangi hukuki nedene dayandığı somut dosya üzerinden belirlenmelidir.
10. Sonuç: Tanık Beyanı Delildir, Fakat Denetlenmeden Mahkûmiyetin Temeli Yapılamaz
ByLock ve FETÖ/PDY davalarında tanık veya etkin pişmanlık beyanları önemli deliller arasında yer alabilir. Ancak hiçbir beyan, yalnızca bir soruşturma dosyasına girmiş olması nedeniyle tartışmasız doğru kabul edilemez.
Önemli olan tanığın ne söylediği kadar, bunu hangi bilgiye dayanarak söylediği ve açıklamalarının hangi delillerle doğrulandığıdır.
Ceza mahkemesi, sanığın suçlu olduğunu varsayarak değil, suçun unsurlarının ispatlanıp ispatlanmadığını araştırarak karar vermelidir.
Av. Orçun Akbulut
Aydın merkezli olarak ceza hukuku, FETÖ/PDY yargılamaları, ByLock delillerine yönelik itirazlar ve olağanüstü kanun yolları kapsamında hukuki çalışma yürütmektedir.