Maden yatırımlarında ruhsatın alınmış olması tek başına işletmenin hukuki güvence içerisinde olduğu anlamına gelmez. Madencilik faaliyetinin niteliğine göre çevresel etki değerlendirmesi süreci, projenin hayata geçirilmesi ve faaliyetin devamı bakımından belirleyici idari süreçlerden biridir.
Özellikle maden işletmeleri hakkında verilen “ÇED Olumlu” veya “ÇED Gerekli Değildir” kararlarının üçüncü kişiler, yöre halkı, çevre örgütleri veya diğer ilgililer tarafından idari yargıya taşınması mümkündür.
Maden şirketi bakımından sorun çoğu zaman ÇED kararının alınmasıyla sona ermemektedir.
Asıl uyuşmazlık bazen bundan sonra başlamaktadır.
Şirket gerekli izinleri aldığını düşünerek yatırım yapmakta; tesis kurmakta, iş makineleri satın almakta, personel istihdam etmekte ve üretim planlaması yapmakta iken ÇED kararının iptali istemiyle açılan bir dava bütün yatırımın geleceğini etkileyebilmektedir.
Bu nedenle maden ÇED davaları yalnız çevre hukuku bakımından değil, doğrudan doğruya ruhsat ve işletme hakkının korunması bakımından değerlendirilmelidir.
Maden Ocağında ÇED Nedir?
Çevresel Etki Değerlendirmesi, gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevre üzerindeki muhtemel etkilerinin önceden değerlendirilmesine yönelik idari ve teknik bir süreçtir.
Maden projeleri de projenin niteliği ve kapasitesine göre ÇED mevzuatı kapsamında değerlendirilmektedir.
Süreç sonunda projenin durumuna göre farklı idari kararlar ortaya çıkabilir.
Maden şirketleri bakımından uygulamada özellikle “ÇED Olumlu” ve “ÇED Gerekli Değildir” kararları önem taşımaktadır.
Ancak bu kararların alınmış olması bunların yargı denetimi dışında bulunduğu anlamına gelmez.
ÇED Olumlu Kararı Nedir?
ÇED Olumlu kararı, çevresel etki değerlendirmesi süreci sonucunda proje hakkında mevzuat kapsamında verilen idari karardır.
Bu kararın verilmesi, maden projesinin çevresel etkilerinin ilgili süreç içerisinde değerlendirilmiş olduğunu gösterir.
Ancak ÇED Olumlu kararının alınmış olması, maden şirketinin diğer bütün izinlerden bağımsız olarak doğrudan üretime başlayabileceği anlamına gelmez.
Ruhsat, işletme izni, mülkiyet, orman, işyeri ve projenin niteliğine göre gerekli diğer izinlerin de ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Maden hukukunda yapılan önemli hatalardan biri, ruhsat ile ÇED kararının veya ÇED kararı ile işletme izninin aynı hukuki sonucu doğurduğunun düşünülmesidir.
Bunlar birbirleriyle bağlantılı fakat farklı idari süreçlerdir.
ÇED Gerekli Değildir Kararı Nedir?
Projelerin ÇED mevzuatı içerisindeki durumuna göre yapılan değerlendirme sonucunda “ÇED Gerekli Değildir” kararı verilebilmesi mümkündür.
Maden şirketi açısından bu karar da son derece önemlidir.
Ancak “ÇED Gerekli Değildir” kararının verilmiş olması bu işlemin mahkeme önüne götürülemeyeceği anlamına gelmez.
Uygulamada maden ocakları hakkında verilen ÇED Gerekli Değildir kararlarının iptali istemiyle davalar açılabilmektedir.
Bu davalarda projenin gerçek kapasitesi, faaliyet alanı ve çevresel etkileri tartışmanın merkezine yerleşebilir.
Maden Ocağı ÇED Kararına Karşı Kim Dava Açabilir?
İdari yargıda dava ehliyeti somut uyuşmazlığın özelliklerine göre değerlendirilir.
ÇED kararından hukuken etkilendiğini ileri süren kişiler, çevrede bulunan taşınmaz sahipleri, yöre halkı ve mevzuat ile yargı içtihatlarının kabul ettiği koşulları taşıyan diğer ilgililer tarafından dava açılması gündeme gelebilir.
Bu nedenle maden şirketinin “davacı benim ruhsatımın tarafı değil” düşüncesiyle açılan davayı önemsiz görmesi doğru değildir.
Asıl mesele davacının dava ehliyetinin bulunup bulunmadığının hukuki olarak değerlendirilmesidir.
Bu değerlendirme her dosyada ayrıca yapılmalıdır.
ÇED İptal Davası Kime Karşı Açılır?
ÇED kararının iptali istemiyle açılan dava, idari işlemi tesis eden idareye yöneltilir.
Ancak bu durum maden şirketinin dava bakımından ilgisiz olduğu anlamına gelmez.
Çünkü dava konusu ÇED kararı şirketin projesi hakkında verilmiştir.
Mahkemenin vereceği karar doğrudan doğruya şirketin yatırımını ve üretim faaliyetini etkileyebilir.
Bu nedenle ruhsat sahibi veya proje sahibi şirketin açılan davayı yakından takip etmesi gerekir.
Maden Şirketi ÇED Davasına Müdahil Olabilir mi?
Maden şirketleri bakımından en önemli konulardan biri budur.
ÇED kararının iptali istemiyle açılan davanın davalısı çoğu zaman idaredir. Ancak kararın iptal edilmesinden ekonomik ve hukuki olarak doğrudan etkilenecek taraf proje sahibi şirkettir.
Bu nedenle şartları mevcutsa maden şirketinin davaya müdahale etmesi gündeme gelebilir.
Şirketin yalnızca idarenin savunmasını beklemesi her dosya bakımından yeterli olmayabilir.
Çünkü idare işlemin hukuka uygunluğunu savunurken şirket, projenin teknik özelliklerini ve sahadaki gerçek durumu çok daha ayrıntılı biçimde ortaya koyabilecek bilgi ve belgelere sahiptir.
Maden Şirketinin Davaya Müdahalesi Neden Önemlidir?
Maden ÇED davalarının önemli bölümü teknik uyuşmazlıklardan oluşmaktadır.
Davacı taraf;
su kaynaklarının etkileneceğini,
tarım alanlarının zarar göreceğini,
orman varlığının etkileneceğini,
toz ve gürültü oluşacağını,
patlatmaların çevreye zarar vereceğini,
yeraltı suyunun değişeceğini,
projenin kapasitesinin yanlış değerlendirildiğini
ileri sürebilir.
Bu iddiaların önemli kısmı yalnız hukuki savunmayla cevaplandırılamaz.
Proje sahibi şirketin elindeki teknik raporlar, ölçümler, proje bilgileri ve mühendislik verileri önem taşır.
Bu nedenle maden şirketinin davayı başından itibaren teknik ve hukuki yönden takip etmesi gerekir.
ÇED Davalarında Yürütmenin Durdurulması Neden Önemlidir?
ÇED iptal davalarında yürütmenin durdurulması talebi maden şirketi bakımından son derece önemlidir.
Çünkü mahkemenin dava konusu işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar vermesi projenin devamını doğrudan etkileyebilir.
İdari yargıda yürütmenin durdurulması için kanunda öngörülen şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir.
İşlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zarar doğması aranır.
Ancak ÇED davalarında çevresel etkilerin niteliği nedeniyle mahkemelerin dosyanın teknik yönünü ayrıntılı biçimde değerlendirmesi söz konusu olabilir.
Bu nedenle şirketin YD talebine karşı savunması genel ifadelerden oluşmamalıdır.
Davacıların ileri sürdüğü her önemli çevresel iddia teknik veriler üzerinden cevaplandırılmalıdır.
Yürütmenin Durdurulması Kararı Verilirse Maden Ocağı Kapanır mı?
Bu sorunun cevabı somut dosyadaki kararın kapsamına göre belirlenmelidir.
ÇED kararının yürütmesinin durdurulması, maden işletmesinin faaliyetine devam edip edemeyeceği bakımından ciddi sonuçlar doğurabilir.
Ancak şirketin ruhsat, işletme izni ve diğer idari işlemlerinin hukuki durumu da birlikte değerlendirilmelidir.
Bu nedenle mahkeme tarafından YD kararı verildiğinde şirketin kendi değerlendirmesiyle faaliyete devam etmesi doğru değildir.
Kararın kapsamı, ÇED kararının diğer izinlerle bağlantısı ve idare tarafından tesis edilen sonraki işlemler birlikte incelenmelidir.
ÇED Kararı İptal Edilirse Maden Ruhsatı da İptal Olur mu?
ÇED kararı ile maden ruhsatı hukuken aynı işlem değildir.
Bu nedenle ÇED kararının iptal edilmesi ile maden ruhsatının kendiliğinden iptal edildiğini söylemek her durumda doğru olmaz.
Ancak ÇED kararının ortadan kalkması, maden işletmesinin faaliyetini devam ettirebilmesi bakımından ciddi sonuçlar doğurabilir.
Özellikle işletme izni ve diğer izinlerin ÇED süreciyle bağlantısı ayrıca değerlendirilmelidir.
Bu nedenle şirket bakımından asıl soru yalnız “ruhsatım duruyor mu?” değildir.
“Mevcut ruhsat ve izinlerimle hukuken üretime devam edebilir miyim?” sorusu cevaplandırılmalıdır.
ÇED Davasında Keşif Yapılır mı?
Maden ÇED davalarında keşif son derece önemli bir yargılama aşamasıdır.
Çünkü uyuşmazlık çoğu zaman yalnız dosya üzerindeki belgelerden çözülebilecek nitelikte değildir.
Mahkeme maden sahasının bulunduğu yerde keşif yapılmasına ve bilirkişi heyeti oluşturulmasına karar verebilir.
Keşif sırasında;
maden sahasının konumu,
çevredeki yerleşimler,
tarım alanları,
orman alanları,
su kaynakları,
üretim alanı,
tesisler,
nakliye yolları,
projenin çevreyle ilişkisi
yerinde değerlendirilebilir.
Şirketin keşif gününü sıradan bir usul işlemi olarak görmemesi gerekir.
ÇED Davasında Bilirkişi Heyeti Neden Belirleyicidir?
Maden ÇED davalarında bilirkişi raporu çoğu zaman davanın en önemli delillerinden biri haline gelir.
Uyuşmazlığın niteliğine göre bilirkişi heyetinde çevre mühendisliği, maden mühendisliği, jeoloji mühendisliği, hidrojeoloji, ziraat, orman, şehir ve bölge planlama veya farklı uzmanlık alanlarından bilirkişiler bulunabilir.
Burada önemli olan yalnız bilirkişi sayısı değildir.
Uyuşmazlığın hangi bilimsel uzmanlıkları gerektirdiği belirlenmelidir.
Örneğin davanın temel iddiası yeraltı suyunun etkileneceği ise hidrojeolojik değerlendirme önem kazanacaktır.
Tarım alanlarına zarar verileceği ileri sürülüyorsa ziraat yönünden değerlendirme gerekebilir.
Orman alanı tartışılıyorsa orman mühendisliği uzmanlığı önem kazanabilir.
Bilirkişi Raporuna İtiraz Edilebilir mi?
Bilirkişi raporu mahkeme kararı değildir.
Bu nedenle raporun şirket aleyhine olması davanın kaybedildiği anlamına gelmez.
Raporun teknik ve hukuki yönden incelenmesi gerekir.
Özellikle;
bilirkişilerin uzmanlık alanlarının uyuşmazlığa uygun olup olmadığı,
raporun ÇED dosyasındaki bütün belgeleri inceleyip incelemediği,
sahadaki ölçümlerin doğru değerlendirilip değerlendirilmediği,
rapor içerisindeki bilimsel kabullerin gerekçelendirilip gerekçelendirilmediği,
bilirkişilerin görev alanlarını aşan hukuki değerlendirmelerde bulunup bulunmadığı
kontrol edilmelidir.
Raporda eksiklik veya çelişki bulunuyorsa süresinde ayrıntılı itiraz yapılması gerekir.
Maden ÇED Davalarında Bilirkişiye Hangi Sorular Sorulmalıdır?
ÇED davalarında bilirkişiye yöneltilecek sorular davanın kaderini etkileyebilir.
“Proje çevreye zarar verir mi?” şeklindeki son derece genel bir soru çoğu zaman sağlıklı teknik inceleme için yeterli değildir.
Uyuşmazlığın somutlaştırılması gerekir.
Örneğin;
projenin su kaynaklarına etkisi bilimsel olarak değerlendirilmiş midir,
toz emisyonuna ilişkin alınan önlemler yeterli midir,
patlatma faaliyetinin çevredeki yapılara etkisi hesaplanmış mıdır,
atık yönetimi mevzuata uygun planlanmış mıdır,
proje alanının tarım ve orman varlığı üzerindeki etkileri değerlendirilmiş midir,
kümülatif etki incelemesi gereken bir durum bulunmakta mıdır
gibi teknik sorular gündeme gelebilir.
ÇED Raporundaki Eksiklik Her Zaman İptal Nedeni midir?
ÇED dosyasında ileri sürülen her eksikliğin otomatik olarak işlemin iptalini gerektirdiğini söylemek doğru değildir.
Eksikliğin niteliği ve karar üzerindeki etkisi değerlendirilmelidir.
Bir eksiklik projenin çevresel etkilerinin sağlıklı biçimde değerlendirilmesini engelliyorsa önem taşıyabilir.
Buna karşılık projenin esasına etkisi bulunmayan bir hususun hangi hukuki sonucu doğuracağı ayrıca tartışılmalıdır.
Bu nedenle maden şirketinin savunması “raporumuz eksiksizdir” cümlesinden ibaret olmamalıdır.
Davacı tarafından ileri sürülen her eksiklik iddiası ayrı ayrı incelenmelidir.
ÇED Davasında Halkın Katılımı Süreci Önemli midir?
ÇED sürecindeki usuli işlemler de yargısal denetime konu olabilir.
Halkın bilgilendirilmesi ve sürece katılımına ilişkin yükümlülüklerin mevzuata uygun şekilde yerine getirilip getirilmediği tartışılabilir.
Bu nedenle maden şirketinin yalnız nihai ÇED raporunu değil, sürecin tamamına ilişkin belgeleri muhafaza etmesi önemlidir.
İlanlar, toplantı kayıtları, kurum görüşleri ve süreç içerisinde yapılan değişiklikler daha sonra açılacak davada önem kazanabilir.
Projede Sonradan Değişiklik Yapılırsa Yeni ÇED Gerekir mi?
Maden projeleri zaman içerisinde değişebilir.
Üretim kapasitesi artırılabilir, saha genişletilebilir, yeni kırma-eleme tesisi kurulabilir veya proje kapsamında başka değişiklikler yapılabilir.
Bu değişikliklerin ÇED mevzuatı bakımından nasıl değerlendirileceği projenin niteliğine göre belirlenmelidir.
Şirketin “zaten ÇED kararımız var” düşüncesiyle sonradan yapılan her değişikliği mevcut karar kapsamında kabul etmesi risklidir.
Proje değişikliğinin yeni bir çevresel değerlendirme süreci gerektirip gerektirmediği önceden incelenmelidir.
Kapasite Artışı ÇED Davalarına Neden Olabilir mi?
Maden işletmelerinde kapasite artışı önemli uyuşmazlık alanlarından biridir.
Üretim miktarının artırılması veya faaliyet alanının genişletilmesi çevresel etkilerin de değişmesine neden olabilir.
Bu nedenle kapasite artışı yapılmadan önce ÇED mevzuatı bakımından gerekli işlemler değerlendirilmelidir.
Aksi halde mevcut ÇED kararının yeni faaliyetleri kapsamadığı iddiasıyla idari yaptırım veya yeni bir dava riski ortaya çıkabilir.
Maden ÇED Davasında Dava Açma Süresi
ÇED kararlarına karşı açılacak iptal davalarında süre son derece önemlidir.
Dava açma süresi hesaplanırken işlemin ilanı, tebliği, öğrenilmesi ve ilgili özel mevzuat hükümleri somut olay bakımından değerlendirilmelidir.
Çevresel Etki Değerlendirmesi mevzuatındaki ilan ve duyuru sistemi nedeniyle süre hesabı klasik bireysel idari işlemlerden farklı tartışmalara yol açabilir.
Bu nedenle hem dava açacak kişiler hem de dava ile karşılaşan şirket bakımından süre itirazının dosya özelinde değerlendirilmesi gerekir.
Şirket, davanın süresinde açılmadığını düşünüyorsa bu itirazını yargılamanın başında açık biçimde ileri sürmelidir.
ÇED Davasında Dava Ehliyeti İncelenmeli midir?
Evet.
Davacının dava konusu işlemle olan hukuki ilgisi idari yargılama bakımından değerlendirilmesi gereken hususlardan biridir.
Ancak çevre davalarında menfaat kavramının klasik bireysel işlemlere kıyasla farklı değerlendirmelere konu olabildiği unutulmamalıdır.
Bu nedenle maden şirketinin davacıların ehliyeti konusunda yalnızca “sahada taşınmazları yok” şeklinde savunma yapması her zaman yeterli değildir.
Davacıların sıfatı ve proje ile bağlantısı dosya özelinde incelenmelidir.
ÇED İptal Davasında Şirket Hangi Belgeleri Hazırlamalıdır?
Dava açıldığında şirketin en önemli hatalarından biri yalnız dava dilekçesini hukuk birimine göndermektir.
ÇED davası bütün teknik dosyayla birlikte ele alınmalıdır.
Özellikle;
ÇED raporu,
proje tanıtım dosyası,
ÇED kararı,
ruhsat,
işletme izni,
işletme projesi,
revize projeler,
kurum görüşleri,
haritalar,
koordinat bilgileri,
hidrojeolojik raporlar,
toz ve emisyon çalışmaları,
gürültü değerlendirmeleri,
patlatma planları,
rehabilitasyon çalışmaları,
orman ve diğer izinler,
saha fotoğrafları,
ölçüm ve analiz sonuçları
dosyanın niteliğine göre hazırlanmalıdır.
Şirket Kendi Uzman Görüşünü Almalı mıdır?
Özellikle teknik yönü ağır basan ÇED davalarında şirketin dava açıldıktan sonra ilk kez bilirkişi raporunu beklemesi doğru olmayabilir.
Davacıların iddiaları daha başlangıçta teknik uzmanlarla değerlendirilmelidir.
Örneğin hidrojeolojiye ilişkin ciddi bir iddia varsa bu konuda uzman görüşü alınabilir.
Böylece mahkeme bilirkişilerinin değerlendirmesi beklenmeden şirketin teknik savunması oluşturulabilir.
Uzman görüşü mahkeme bilirkişisinin yerine geçmez; ancak dosyadaki teknik tartışmanın doğru kurulmasına katkı sağlayabilir.
ÇED Kararı İptal Edildikten Sonra Ne Yapılabilir?
Mahkemenin ÇED kararını iptal etmesi halinde öncelikle kararın gerekçesi incelenmelidir.
İptalin hangi eksikliğe dayandığı son derece önemlidir.
Mahkeme sürecin tamamını mı hukuka aykırı bulmuştur?
Belirli bir teknik incelemeyi mi yetersiz görmüştür?
Usule ilişkin bir eksiklik mi tespit etmiştir?
Projenin çevresel etkilerinin yeterince değerlendirilmediği sonucuna mı ulaşmıştır?
Bundan sonra izlenecek idari ve hukuki yol kararın gerekçesine göre belirlenmelidir.
Ayrıca kanun yolu imkanları ve kararın işletmenin diğer ruhsat ve izinleri üzerindeki etkisi birlikte değerlendirilmelidir.
ÇED Davası Devam Ederken Maden Faaliyetine Devam Edilebilir mi?
Yalnızca iptal davasının açılmış olması, kural olarak dava konusu idari işlemin yürütmesini kendiliğinden durdurmaz.
Ancak mahkemenin yürütmenin durdurulmasına karar vermesi veya idare tarafından faaliyete ilişkin başka bir işlem tesis edilmesi halinde durum değişebilir.
Bu nedenle şirketin davanın her aşamasında mevcut hukuki durumu kontrol etmesi gerekir.
Özellikle yürütmenin durdurulması kararından sonra eski durum devam ediyormuş gibi üretime devam edilmesi yeni idari ve hukuki sorunlara neden olabilir.
Maden Ruhsatı ile ÇED Kararı Arasındaki İlişki
Maden ruhsatı, ÇED kararı ve işletme izni birbirleriyle bağlantılı olmakla birlikte hukuken farklı işlemlerdir.
Ruhsat maden hakkını,
ÇED süreci projenin çevresel etkilerinin değerlendirilmesini,
işletme izni ise mevzuatta aranan şartların sağlanması halinde üretim faaliyetinin yürütülmesini
ilgilendiren farklı idari süreçlerin parçalarıdır.
Bu nedenle bu belgelerden birinde ortaya çıkan hukuki sorunun diğerleri üzerindeki etkisi ayrıca değerlendirilmelidir.
“Ruhsatım var, dolayısıyla ÇED iptal edilse de üretirim” şeklindeki yaklaşım kadar, “ÇED iptal edildi, ruhsat da otomatik olarak iptal oldu” yaklaşımı da her olay bakımından doğru değildir.
Aydın, Muğla, Denizli, İzmir ve Manisa’daki Maden ÇED Davaları
Ege Bölgesi maden ve doğal taş faaliyetlerinin yoğun olduğu bölgelerden biridir.
Aydın, Muğla, Denizli, İzmir ve Manisa’da gerçekleştirilen maden projelerinde ÇED süreçleri; tarım alanları, orman alanları, su kaynakları ve yerleşim alanlarıyla yakınlık nedeniyle önemli uyuşmazlıklara dönüşebilmektedir.
Özellikle Aydın ve çevresindeki maden sahalarında açılan ÇED davalarında yalnız genel çevresel iddiaların değil, sahanın jeolojik, hidrojeolojik ve tarımsal özelliklerinin de değerlendirilmesi gerekebilir.
Bu nedenle Ege Bölgesi’ndeki maden ÇED davalarında standart savunmalar yerine her sahanın kendi teknik özellikleri üzerinden savunma hazırlanması önemlidir.
Maden Şirketleri ÇED Davası Açılmadan Önce Ne Yapmalı?
Maden şirketleri bakımından en etkili hukuki savunma bazen dava açıldıktan sonra değil, ÇED sürecinde başlar.
Proje hazırlanırken teknik çalışmaların eksiksiz yapılması, kurum görüşlerinin dosyada muhafaza edilmesi ve çevresel etkilerin yalnız şeklen değil bilimsel olarak değerlendirilmesi daha sonra açılabilecek davalarda büyük önem taşır.
ÇED süreci bir formalite olarak görülmemelidir.
Özellikle yüksek yatırım bedelli maden projelerinde ÇED dosyasının teknik ve hukuki açıdan dava açılabilecekmiş gibi hazırlanması, yatırım güvenliği bakımından daha sağlıklı bir yaklaşımdır.
Sonuç
Maden ocağı hakkında ÇED Olumlu veya ÇED Gerekli Değildir kararının alınması önemli bir aşamadır; ancak hukuki sürecin kesin olarak sona erdiği anlamına gelmez.
Bu kararların iptali istemiyle idari yargıda dava açılması mümkündür.
Böyle bir davada kararın doğrudan muhatabı idare olmakla birlikte, yargılama sonucundan esas ekonomik ve hukuki olarak etkilenecek taraflardan biri maden şirketidir.
Bu nedenle şirketin açılan ÇED davasını yalnızca idarenin savunmasına bırakması doğru değildir.
Şartları mevcutsa davaya müdahale edilmeli, davacıların ileri sürdüğü iddialar tek tek incelenmeli ve teknik iddialar bilimsel verilerle cevaplandırılmalıdır.
Özellikle keşif ve bilirkişi aşaması yakından takip edilmelidir. Bilirkişi heyetinin uzmanlık alanları, bilirkişiye yöneltilen sorular ve hazırlanan raporun bilimsel dayanakları ayrıntılı biçimde değerlendirilmelidir.
ÇED kararının yürütmesinin durdurulması veya iptal edilmesi, maden işletmesinin üretim faaliyetini ciddi biçimde etkileyebilir. Ancak ÇED kararı ile maden ruhsatı aynı idari işlem olmadığından, mahkeme kararının ruhsat, işletme izni ve diğer izinler üzerindeki sonuçları ayrıca belirlenmelidir.
Maden ÇED davaları bu nedenle yalnız çevre hukuku dosyası değildir. Aynı zamanda maden şirketinin ruhsat hakkını, yatırımını ve üretim faaliyetinin devamını ilgilendiren teknik ve idari yargı uyuşmazlıklarıdır.
