ByLock tespitinin bulunduğu FETÖ/PDY dosyalarında yalnızca sanık adına ByLock kaydı bulunduğunun belirtilmesi, her somut olayda mahkûmiyet hükmü kurulması için yeterli olmayabilir. Özellikle sanığın ByLock kullanımını kabul etmediği dosyalarda, teknik verilerin sanıkla bağlantısının ayrıntılı ve denetlenebilir şekilde ortaya konulması önem taşımaktadır.
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 04.02.2026 tarihli, 2022/17656 Esas ve 2026/1831 Karar sayılı bozma ilamı bu açıdan dikkat çekicidir.
Yargıtay, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmünü incelerken yalnızca ByLock tespitini değerlendirmekle yetinmemiş; ByLock Tespit ve Değerlendirme Raporu, HTS kayıtları, ByLock irtibatları ve tanık anlatımları bakımından yapılması gereken araştırmaları ayrıntılı biçimde göstermiştir.
Karar, özellikle ByLock kullanmadığını savunan sanıklar yönünden savunmada üzerinde durulabilecek önemli bir güncel içtihat niteliğindedir.
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2026 Tarihli ByLock Kararı
İncelemeye konu dosyada sanık hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyet kararı verilmiştir.
Dosyanın Yargıtay incelemesine gelmesi üzerine Yargıtay 3. Ceza Dairesi, önceki mahkûmiyet hükmünün mevcut haliyle hukuka uygun olmadığı sonucuna ulaşmış ve hükmün bozulmasına karar vermiştir.
Kararın künyesi şöyledir:
Yargıtay 3. Ceza Dairesi
Esas No: 2022/17656
Karar No: 2026/1831
Karar Tarihi: 04.02.2026
Bozma kararında özellikle üç konu öne çıkmaktadır:
ByLock yönünden eksik araştırma yapılması,
mahkûmiyete etkili tanığın duruşmada dinlenmemesi,
temel cezanın alt sınırdan uzaklaştırılmasında hukuka uygun gerekçe gösterilmemesi.
Bunlardan özellikle ByLock hakkındaki değerlendirmeler, benzer nitelikteki soruşturma ve kovuşturmalarda önem taşımaktadır.
ByLock Kaydının Bulunması Tek Başına Yeterli mi?
ByLock dosyalarında en önemli meselelerden biri, tespit edilen teknik verinin gerçekten sanığa ait olup olmadığının ortaya konulmasıdır.
Sanığın ByLock kullanmadığını savunması halinde, savunmanın yalnızca “ByLock kaydı bulunmaktadır” şeklindeki genel bir tespitle karşılanması yeterli olmayabilir.
Nitekim Yargıtay 3. Ceza Dairesinin söz konusu kararında ByLock yönünden daha kapsamlı bir araştırma yapılması gerektiği kabul edilmiştir.
Buradaki önemli ayrım şudur:
Bir GSM numarasının veya teknik kaydın bir kişiyle ilişkilendirilmesi ile kişinin ByLock programını bilerek ve örgütsel amaçla kullandığının ispatlanması aynı şey değildir.
Ceza mahkûmiyeti bakımından delilin sanıkla bağlantısının ve isnat edilen suç bakımından taşıdığı anlamın kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortaya konulması gerekir.
Ayrıntılı ByLock Tespit ve Değerlendirme Raporu Getirilmeli
Yargıtay kararında üzerinde durulan ilk konulardan biri ayrıntılı ByLock Tespit ve Değerlendirme Raporudur.
ByLock ile ilgili bir tespit bulunduğunda yalnızca özet veya genel nitelikteki kayıtların değerlendirilmesi yerine, mümkün olan teknik verilerin bütün halinde dosyaya kazandırılması gerekir.
Bu inceleme;
kullanıcı kimliği,
tespit edilen GSM hattı,
bağlantı verileri,
ekleyen ve eklenen kullanıcılar,
irtibatlı hesaplar,
mesaj ve iletişim içerikleri bulunması halinde bunların niteliği
gibi unsurlar bakımından önem taşıyabilir.
Özellikle sanığın ByLock kullanımını başından itibaren reddettiği bir dosyada ayrıntılı teknik inceleme yapılmadan mahkûmiyet hükmüne ulaşılması ciddi bir savunma konusu oluşturabilir.
HTS Kayıtlarının ByLock Verileriyle Karşılaştırılması Gerekiyor
2026 tarihli Yargıtay kararının önemli yönlerinden biri de HTS araştırmasına yaptığı vurgudur.
Yargıtay, ByLock kullanıldığı kabul edilen GSM hattının HTS kayıtlarının incelenmesini istemektedir.
Bununla da yetinilmemektedir.
ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında yer alan ekleyen, eklenen veya irtibatlı kişilerin telefon numaralarıyla sanığın HTS kayıtları arasında gerçek hayatta bir iletişim bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği belirtilmektedir.
Bu inceleme savunma açısından son derece önemlidir.
Çünkü dijital sistem üzerinde irtibatlı olduğu ileri sürülen kişilerle sanığın telefon trafiğinde hiçbir bağlantısının bulunmaması, somut olayın özelliklerine göre ByLock isnadının değerlendirilmesinde önem taşıyabilir.
Bu nedenle ByLock dosyalarında yalnızca ByLock raporuna değil, HTS kayıtları ile ByLock irtibat listesinin birbirini doğrulayıp doğrulamadığına da bakılmalıdır.
ByLock Listesindeki Kişiler Hakkında Araştırma Yapılmalı
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin kararında dikkat çeken bir diğer araştırma konusu, ByLock irtibat listesindeki kişiler hakkındadır.
Bu kişiler hakkında FETÖ/PDY kapsamında soruşturma veya kovuşturma bulunup bulunmadığının araştırılması, mevcut ifadelerinin dosyaya getirtilmesi ve gerektiğinde tanık olarak dinlenmeleri istenmiştir.
Bunun nedeni açıktır.
Bir kişinin ByLock listesinde bulunması tek başına yeterli görülmeyip, bu bağlantının gerçekliği ve niteliği diğer delillerle de sınanmalıdır.
Örneğin listede bulunan kişinin sanığı hiç tanımadığını söylemesi veya aralarında herhangi bir iletişim bulunmadığının HTS kayıtlarıyla ortaya çıkması, somut olayın değerlendirilmesini doğrudan etkileyebilir.
Buna karşılık diğer delillerle doğrulanan örgütsel nitelikteki bağlantılar da mahkeme tarafından sanık aleyhine değerlendirilebilir.
Dolayısıyla yapılması gereken, yalnızca sanık lehine veya aleyhine sonuç çıkarmak değil; teknik verinin gerçekliğini bütün delillerle denetlemektir.
Tanığın Mahkeme Huzurunda Dinlenmemesi de Bozma Nedeni Oldu
Kararın önemli bölümlerinden biri de tanık deliline ilişkindir.
Mahkûmiyet hükmünde etkili olduğu anlaşılan tanık Özcan Y.’nin duruşmada doğrudan dinlenmediği, önceki ifadelerinin okunmasıyla yetinildiği anlaşılmaktadır.
Yargıtay bu uygulamayı yeterli görmemiştir.
Sanığın, aleyhinde beyanda bulunan ve mahkûmiyet bakımından önem taşıyan tanığa soru yöneltebilmesi ve tanık anlatımının mahkeme huzurunda sınanabilmesi adil yargılanma hakkının önemli unsurlarındandır.
Bu husus Anayasa’nın 36. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-d maddesi bakımından da önem taşımaktadır.
Dolayısıyla FETÖ yargılamalarında tanık beyanının dosyaya girmiş olması tek başına yeterli kabul edilmemelidir. Tanığın hangi bilgiye dayanarak konuştuğu, sanığı nereden tanıdığı, olayları bizzat görüp görmediği ve beyanlarının diğer delillerle doğrulanıp doğrulanmadığı incelenmelidir.
ByLock Dosyasında Tanığa Hangi Sorular Sorulabilir?
ByLock isnadıyla birlikte tanık anlatımının bulunduğu dosyalarda tanığın sorgulanması savunmanın önemli aşamalarından biridir.
Tanığa özellikle;
Sanığı nereden ve hangi tarihten itibaren tanıdığı,
sanıkla aynı örgütsel yapı içerisinde bulunup bulunmadığı,
sanığın ByLock kullandığını bizzat görüp görmediği,
sanığın ByLock kullanıcı adını veya ID bilgisini nereden bildiği,
sanıkla ByLock üzerinden doğrudan iletişim kurup kurmadığı,
bu iletişime ilişkin somut mesaj veya içerik bulunup bulunmadığı,
sanığın örgütsel konumuna ilişkin bilgisinin doğrudan gözleme mi yoksa başkasından duyuma mı dayandığı
sorulabilir.
Her dosyanın delil durumu farklı olduğundan sorular somut dosyaya göre ayrıca hazırlanmalıdır.
ByLock Tespitine Nasıl İtiraz Edilebilir?
ByLock tespitine itiraz yalnızca “Ben ByLock kullanmadım” şeklindeki bir savunmadan ibaret bırakılmamalıdır.
Teknik verinin teknik delillerle karşılanması gerekir.
Bu nedenle dosyada öncelikle hangi GSM numarasının hangi tarihler arasında sanık tarafından kullanıldığı belirlenmelidir.
Ardından ByLock bağlantı tarihleri, HTS kayıtları ve varsa CGNAT kayıtları birlikte değerlendirilmelidir.
ByLock ID’sinin sanıkla nasıl eşleştirildiği incelenmeli, ByLock irtibat listesinde bulunan kişilerin sanıkla gerçek hayattaki bağlantıları araştırılmalıdır.
Varsa mesaj içeriklerinin örgütsel niteliği ayrıca değerlendirilmelidir.
Sanığın telefon numarasını kullandığı tarih ile isnat edilen ByLock kullanım tarihleri arasında uyumsuzluk bulunup bulunmadığı da kontrol edilmelidir.
Bu incelemeler sonucunda teknik veriler arasında çelişki ortaya çıkması halinde bu çelişkinin mahkeme tarafından giderilmesi gerekir.
ByLock Varsa Mutlaka Ceza Verilir mi?
Hayır. Bu soruya her dosya bakımından otomatik şekilde cevap verilemez.
ByLock’a ilişkin delilin niteliği, teknik verilerin sanıkla bağlantısı, kullanımın içeriği, diğer örgütsel deliller ve dosyanın bütünü birlikte değerlendirilmelidir.
Özellikle sanığın kullanıcı olduğunu reddettiği durumlarda teknik tespitin güvenilirliği ve sanıkla bağlantısının yeterince araştırılması gerekir.
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2026 tarihli bozma kararı da bu nedenle önemlidir.
Karar, ByLock bulunan her dosyada otomatik olarak beraat kararı verilmesi gerektiği anlamına gelmez.
Buna karşılık eksik teknik araştırmaya dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulmasının da yeterli olmadığını göstermektedir.
FETÖ Üyeliği İçin ByLock Dışında Ne Aranır?
Silahlı terör örgütüne üyelik değerlendirmesinde kişinin örgütle organik bağının bulunup bulunmadığı önemlidir.
Örgüt üyeliğinin varlığı değerlendirilirken eylemlerin sürekliliği, çeşitliliği ve yoğunluğu ile kişinin örgütün hiyerarşik yapısına bilerek ve isteyerek dahil olup olmadığı üzerinde durulur.
Bu nedenle ByLock dosyalarında;
örgütsel toplantı iddiaları,
tanık anlatımları,
Bank Asya işlemleri,
sendika veya dernek bağlantıları,
örgütsel görev iddiaları,
ardışık veya periyodik arama kayıtları,
örgüt mensuplarıyla irtibat,
dijital materyaller
gibi diğer deliller de dosyanın özelliğine göre incelenebilir.
Ancak bu unsurların her biri ayrıca hukuki değerlendirmeye tabidir. Tek başına belirli bir kurumla temas veya yasal bir faaliyette bulunulmuş olması otomatik olarak örgüt üyeliği sonucunu doğurmaz.
Temel Cezanın Alt Sınırdan Uzaklaştırılması da Bozuldu
Yargıtay kararında yalnızca ByLock ve tanık yönünden bozma yapılmamıştır.
Önceki mahkûiyet hükmünde temel cezanın alt sınırdan uzaklaştırılmasına ilişkin gerekçe de hukuka aykırı bulunmuştur.
Ceza belirlenirken suçun kanuni unsurunu oluşturan bir hususun yeniden sanık aleyhine kullanılması mümkün değildir.
TCK’nın 61/3. maddesi aynı hususun mükerrer şekilde sanık aleyhine değerlendirilmesini engellemektedir.
Bu nedenle FETÖ/PDY üyeliği dosyalarında yalnızca suçun sabit olup olmadığı değil, mahkûmiyet halinde temel cezanın hangi gerekçeyle belirlendiği de ayrıca incelenmelidir.
Yargıtay’ın ByLock Kararı Kesin Beraat Anlamına Gelir mi?
Hayır.
Bir mahkûmiyet hükmünün eksik araştırma nedeniyle bozulması doğrudan beraat kararı verildiği anlamına gelmez.
Bozma sonrasında yerel mahkeme Yargıtay’ın gösterdiği araştırmaları yapar ve ortaya çıkan delil durumuna göre yeniden hüküm kurar.
Ancak yapılması istenen araştırmalar sonucunda sanığın ByLock kullanıcısı olduğu veya örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğu her türlü şüpheden uzak şekilde ispatlanamazsa, CMK’nın 223/2-e maddesi kapsamında beraat gündeme gelebilir.
Ceza muhakemesinin temel ilkesi burada da geçerlidir:
Şüpheden sanık yararlanır.
ByLock Nedeniyle Kesinleşmiş Ceza Alanlar Bu Karardan Yararlanabilir mi?
Bu konuda her dosyanın ayrı değerlendirilmesi gerekir.
Bir başka sanık hakkında verilen bozma kararı, başka bir dosyadaki kesinleşmiş mahkûmiyet hükmünü kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Ancak kesinleşmiş dosyada benzer eksikliklerin bulunması halinde kararın olağanüstü kanun yolları bakımından hukuki önemi bulunabilir.
Özellikle;
ayrıntılı ByLock Tespit ve Değerlendirme Raporunun bulunmaması,
HTS ve ByLock irtibatlarının karşılaştırılmamış olması,
sanığın ByLock kullanmadığı yönündeki savunmasının teknik olarak araştırılmaması,
aleyhe tanığın sanık tarafından sorgulanamaması,
önemli tanıkların dinlenmemesi,
ByLock hesabının sanıkla eşleştirilmesinde ciddi teknik çelişkiler bulunması
durumlarında kesinleşmiş dosyanın yeniden ayrıntılı şekilde incelenmesi gerekir.
Dosyanın durumuna göre yargılamanın yenilenmesi, kanun yararına bozma veya diğer olağanüstü başvuru yollarının şartları ayrıca değerlendirilmelidir.
ByLock Mahkûmiyeti Yargıtay’da Nasıl Bozulabilir?
Her ByLock dosyasının delil yapısı farklıdır. Bu nedenle yalnızca başka bir dosyada verilmiş bozma kararını dilekçeye eklemek çoğu zaman yeterli değildir.
Önemli olan emsal karardaki hukuki eksiklik ile somut dosyadaki eksiklik arasında bağlantı kurulmasıdır.
Örneğin sanık ByLock kullanmadığını söylüyorsa şu soruların cevapları aranmalıdır:
ByLock hesabı sanıkla hangi teknik veri üzerinden eşleştirilmiştir?
GSM hattının suç tarihinde gerçek kullanıcısı kimdir?
ByLock ID’sinin sanığa aidiyeti nasıl belirlenmiştir?
HTS kayıtları ByLock irtibat listesini doğrulamakta mıdır?
Listede bulunan kişiler sanığı gerçekten tanımakta mıdır?
Mesaj veya yazışma içeriği mevcut mudur?
Varsa içerik örgütsel nitelikte midir?
Tanık anlatımları teknik verilerle doğrulanmakta mıdır?
Bu sorular cevaplandırılmadan yalnızca genel bir ByLock tespitine dayanılarak mahkûmiyet kurulmuşsa eksik araştırma itirazı önem kazanabilir.
Sonuç
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 04.02.2026 tarihli, 2022/17656 Esas ve 2026/1831 Karar sayılı ilamı ByLock yargılamaları bakımından dikkatle incelenmesi gereken güncel kararlardan biridir.
Kararın önemi, “ByLock delil değildir” şeklinde genel bir kabul getirmesinden kaynaklanmamaktadır.
Asıl önemli nokta, ByLock tespitinin sanıkla bağlantısının teknik ve hukuki açıdan yeterli biçimde araştırılması gerektiğinin ortaya konulmasıdır.
Özellikle ByLock kullanımını reddeden sanıklar bakımından ayrıntılı ByLock Tespit ve Değerlendirme Raporu, HTS kayıtları, irtibatlı kişilerin kayıtları, bu kişiler hakkındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile tanık anlatımları birlikte değerlendirilmelidir.
Aynı şekilde mahkûmiyete etkili tanıkların savunma tarafından sorgulanabilmesi sağlanmalıdır.
Bu nedenle ByLock nedeniyle mahkûmiyet kararı verilen veya cezası kesinleşen kişilerin dosyaları yalnızca “ByLock var veya yok” şeklinde değerlendirilmemeli; teknik tespitin nasıl yapıldığı, hangi delillerle doğrulandığı ve yargılama sırasında savunma hakkının tam olarak kullandırılıp kullandırılmadığı dosya özelinde incelenmelidir.
Yargıtay’ın 2026 tarihli bu bozma kararı da tam olarak bu noktada önem taşımaktadır.