Eşinin kendisini aldattığını öğrenen kişinin yaşadığı ilk tereddütlerden biri şudur:
“Boşanma davasını ne zamana kadar açmam gerekiyor?”
Zina nedeniyle boşanma davalarında bu soru son derece önemlidir. Çünkü Türk Medeni Kanunu, zina sebebine dayanarak boşanma davası açılmasını süresiz bir hak olarak düzenlememiştir.
Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesine göre zina nedeniyle dava açma hakkı olan eşin, boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.
Üstelik kanunda bir başka önemli hüküm daha bulunmaktadır:
Affeden tarafın dava hakkı yoktur.
Dolayısıyla aldatma olayının öğrenildiği tarih, zina fiilinin gerçekleştiği tarih ve eşlerin olaydan sonraki davranışları, açılacak boşanma davası bakımından ayrı ayrı önem taşımaktadır.
Aldatmayı Öğrendikten Sonra Kaç Ay İçinde Dava Açılmalıdır?
Zina nedeniyle boşanma davası, zina fiilinin öğrenilmesinden itibaren altı ay içerisinde açılmalıdır.
Buradaki altı aylık süre hak düşürücü süredir.
Örneğin bir eş, diğer eşin zina yaptığını 10 Ocak tarihinde öğrenmişse, TMK 161 kapsamında zina sebebine dayanacak dava bakımından altı aylık sürenin hesabı önem kazanacaktır.
Bu nedenle aldatmayı öğrenen kişinin uzun süre bekleyip daha sonra zina nedeniyle dava açmayı düşünmesi ciddi hak kaybına yol açabilir.
Özellikle “Nasıl olsa boşanma davasını istediğim zaman açabilirim.” düşüncesi zina bakımından doğru değildir.
6 Aylık Süre Ne Zaman Başlar?
Altı aylık süre, zina fiilinin gerçekleştiği tarihten değil, davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
Bu ayrım son derece önemlidir.
Örneğin zina bir yıl önce gerçekleşmiş ancak aldatılan eş bunu bugün öğrenmiş olabilir.
Bu durumda yalnızca zina fiilinin üzerinden bir yıl geçtiği gerekçesiyle altı aylık sürenin dolduğu söylenemez.
Esas olarak aldatılan eşin zina olayını ne zaman öğrendiğinin belirlenmesi gerekir.
Ancak bunun yanında kanunda düzenlenen beş yıllık üst süre de dikkate alınmalıdır.
Zina Davasındaki 5 Yıllık Süre Nedir?
TMK 161 iki ayrı süre öngörmektedir.
Birincisi, öğrenmeden itibaren altı ay.
İkincisi ise zina eyleminin üzerinden itibaren beş yıl.
Dolayısıyla eş zina olayını çok geç öğrenmişse beş yıllık üst süre ayrıca önem kazanır.
Örneğin zina eyleminin üzerinden beş yıldan fazla süre geçtikten sonra olayın öğrenilmesi hâlinde, o eski zina fiiline dayanılarak TMK 161 kapsamında dava açılması hak düşürücü süre sorunuyla karşılaşacaktır.
Bu nedenle iki süre birlikte değerlendirilmelidir.
Aldatmayı Yeni Öğrendim Ama Olay Yıllar Önce Olmuş, Dava Açabilir miyim?
Bu durumda öncelikle zina fiilinin ne zaman gerçekleştiği belirlenmelidir.
Olayın öğrenilmesinden itibaren henüz altı ay geçmemiş olması tek başına yeterli değildir.
Zina fiilinin üzerinden beş yıllık üst sürenin de geçmemiş olması gerekir.
Ancak eski bir zina fiilinin TMK 161 kapsamında artık dava sebebi olarak kullanılamaması, evlilik içerisinde yaşanan bütün olayların hukuken tamamen önemsiz hâle geldiği anlamına gelmez.
Somut olayın özelliklerine göre evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma hükümleri bakımından ayrıca değerlendirme yapılması gerekebilir.
Bu nedenle zina bakımından hak düşürücü süre geçmişse dosyanın tamamen sona erdiği şeklinde düşünülmemelidir.
Aldatmayı Ne Zaman Öğrendiğim Nasıl Belirlenir?
Zina davalarında en önemli uyuşmazlıklardan biri öğrenme tarihidir.
Davacı;
“Ben aldatmayı üç ay önce öğrendim.”
derken diğer eş;
“Hayır, bir yıldır biliyordu.”
savunmasında bulunabilir.
Bu durumda öğrenme tarihine ilişkin deliller önem kazanır.
Mesajlaşmalar, tarafların birbirleriyle yaptıkları yazışmalar, üçüncü kişilerle yapılan görüşmeler, tanık anlatımları, olaydan sonra gönderilen mesajlar ve somut olaya göre diğer deliller öğrenme tarihinin belirlenmesinde kullanılabilir.
Bu nedenle zina öğrenildiği anda olayın tarihsel sırasının kayda geçirilmesi önemlidir.
Şüphelenmek ile Zinayı Öğrenmek Aynı Şey midir?
Her şüphe, altı aylık sürenin başladığı anlamına gelmez.
Eşinin davranışlarından şüphelenen kişi zina fiilinin gerçekleştiğini henüz öğrenmemiş olabilir.
Örneğin eşin telefonunu gizlemesi veya eve geç gelmesi kişide aldatılma şüphesi oluşturabilir. Ancak yalnızca bu şüphe nedeniyle zina fiilinin kesin olarak öğrenildiği sonucuna varılması her olayda doğru değildir.
Öte yandan açık mesajların, fotoğrafların, konaklama bilgilerinin veya eşin kabulünün ortaya çıkmasıyla olayın öğrenilmesi farklıdır.
Dolayısıyla altı aylık sürenin başlangıcı belirlenirken soyut şüphe ile zina olgusunun öğrenilmesi birbirinden ayrılmalıdır.
Eş Aldattığını İtiraf Ederse 6 Aylık Süre Başlar mı?
Eşin zina yaptığını açık biçimde kabul etmesi, öğrenme tarihinin belirlenmesinde son derece önemli olabilir.
Örneğin yapılan bir konuşmada veya yazışmada eş geçmişte başka biriyle cinsel ilişki yaşadığını açıkça kabul etmişse, bu tarihten itibaren altı aylık sürenin değerlendirilmesi gündeme gelebilir.
Bu nedenle aldatmanın itiraf edildiği yazışmaların hukuka uygun şekilde korunması önemlidir.
Ancak mesajların elde edilme yöntemi de ayrıca hukuka uygun olmalıdır.
Aldatma Devam Ediyorsa 6 Aylık Süre Nasıl Hesaplanır?
Uygulamada önemli sorunlardan biri de tek bir zina fiili ile devam eden veya tekrarlanan zina davranışlarının birbirinden ayrılmasıdır.
Eşin aynı veya farklı kişiyle zina davranışının devam etmesi hâlinde sonraki zina eylemleri bakımından sürelerin ayrıca değerlendirilmesi gerekebilir.
Bu nedenle;
“İlk aldatmayı bir yıl önce öğrenmiştim, artık hiçbir şekilde zina davası açamam.”
şeklinde otomatik bir sonuç çıkarılmamalıdır.
Sonradan gerçekleşen yeni zina eylemleri varsa bunların tarihleri ve ne zaman öğrenildiği ayrıca önem taşır.
Her somut olay kendi kronolojisi içerisinde değerlendirilmelidir.
Aynı Kişiyle Aldatma Devam Ediyorsa Ne Olur?
Aldatma ilişkisinin tek bir olaydan ibaret olmadığı ve devam ettiği iddia ediliyorsa hangi zina eylemlerinin ne zaman gerçekleştiği önem kazanır.
Örneğin eşin geçmişteki bir zina eylemi öğrenilmiş ve üzerinden altı aydan fazla süre geçmiş olabilir. Ancak ilişkinin devam ettiği ve yeni zina eylemlerinin gerçekleştiği ortaya çıkarsa sonraki eylemler bakımından ayrıca değerlendirme yapılabilir.
Bu nedenle devam eden ilişkilerde delillerin tarihleri özellikle önemlidir.
Mesajın, otel kaydının veya diğer delilin yalnızca varlığı değil, hangi tarihteki olaya ilişkin olduğu belirlenmelidir.
Aldatmayı Öğrendikten Sonra Beklemek Affetmek Sayılır mı?
Tek başına belirli bir süre beklemek her durumda affetme anlamına gelmez.
Ancak zina öğrenildikten sonraki davranışlar affın bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde önem taşıyabilir.
Kanun açıkça;
“Affeden tarafın dava hakkı yoktur.”
demektedir.
Bu nedenle aldatmayı öğrendikten sonra eşlerin ilişkilerini nasıl sürdürdüğü önemlidir.
Olaydan sonra evlilik birliğinin normal biçimde devam ettirilmesi, eşin açıkça affedildiğinin söylenmesi veya bunu ortaya koyan davranışların bulunması dava hakkı bakımından tartışma yaratabilir.
Ancak eşlerin bir süre aynı evde bulunması tek başına otomatik olarak affetme anlamına gelmez.
Her olay kendi koşullarına göre değerlendirilmelidir.
Çocuklar İçin Aynı Evde Kalmaya Devam Etmek Affetmek midir?
Aldatılan eş bazen çocuklar, ekonomik zorunluluklar veya yeni bir konut bulamaması nedeniyle bir süre aynı evde yaşamaya devam edebilir.
Bu durum tek başına mutlaka affetme anlamına gelmez.
Önemli olan eşlerin evlilik ilişkisini gerçekten yeniden kurup kurmadığı ve aldatılan eşin zina fiilini bağışlama iradesinin bulunup bulunmadığıdır.
Bu nedenle zina öğrenildikten sonra aynı konutta yaşamaya devam edilmesinin nedenleri ve tarafların fiili ilişkileri önem taşır.
Aldatan Eşle Cinsel İlişkiye Devam Etmek Affetme Sayılır mı?
Bu tür davranışlar affın bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde önemli olabilir.
Ancak boşanma davalarında tek bir davranıştan hareketle her olay bakımından değişmez bir sonuç çıkarmak doğru değildir.
Tarafların olaydan sonraki bütün davranışları, evlilik birliğini yeniden kurup kurmadıkları ve aldatılan eşin iradesi birlikte değerlendirilmelidir.
Bu nedenle zina öğrenildikten sonraki dönemde yapılan davranışların ileride dava üzerinde hukuki sonuç doğurabileceği gözden kaçırılmamalıdır.
“Seni Affettim” Mesajı Davayı Etkiler mi?
Evet, etkileyebilir.
Aldatılan eşin açıkça;
“Seni affettim.”
şeklinde bir mesaj göndermesi, zina sebebine dayanılarak açılacak boşanma davasında son derece önemli bir delil hâline gelebilir.
Çünkü TMK 161 açıkça affeden tarafın dava hakkının bulunmadığını düzenlemektedir.
Bu nedenle öfke, barışma girişimi veya duygusal süreç içerisinde gönderilen mesajların ileride hukuki sonuçları olabilir.
Ancak burada da mesajın bütün konuşma bağlamıyla birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Affettikten Sonra Yeniden Aldatılırsa Dava Açılabilir mi?
Önceki zina fiilinin affedilmiş olması, eşin gelecekte gerçekleştireceği yeni zina fiillerini de peşinen affetmek anlamına gelmez.
Eş affedildikten sonra yeniden zina yaparsa, yeni fiil bakımından yeni bir hukuki durum ortaya çıkar.
Bu durumda yeni zina eyleminin gerçekleşme ve öğrenilme tarihleri esas alınarak TMK 161’deki süreler yeniden değerlendirilir.
Bu ayrım özellikle uzun süre devam eden evliliklerde önemlidir.
6 Aylık Süre Geçerse Hiç Boşanma Davası Açılamaz mı?
Hayır.
En çok karıştırılan noktalardan biri budur.
Altı aylık sürenin geçirilmesi, kural olarak ilgili zina fiiline dayanılarak TMK 161 kapsamında zina nedeniyle boşanma davası açma hakkını etkiler.
Bu durum kişinin hiçbir şekilde boşanma davası açamayacağı anlamına gelmez.
Evlilik içerisinde yaşanan diğer olaylar ve şartları mevcutsa evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası ayrıca gündeme gelebilir.
Ancak hangi olayların hangi hukuki sebep kapsamında ileri sürülebileceği somut dosyaya göre değerlendirilmelidir.
Zina Yerine Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmasına Dayanılabilir mi?
Somut olayın özellikleri uygunsa bu seçenek değerlendirilmelidir.
Örneğin zina iddiasının TMK 161’deki hak düşürücü süre nedeniyle ileri sürülmesinde sorun bulunabilir ancak evlilik içerisinde sadakat yükümlülüğüne aykırı başka davranışlar, güven sarsıcı davranışlar, hakaretler veya evlilik birliğini temelinden sarsan başka olaylar bulunabilir.
Bu durumda TMK 166 kapsamında boşanma davasının şartlarının oluşup oluşmadığı ayrıca incelenmelidir.
Bu nedenle boşanma dilekçesi hazırlanırken yalnızca olayın günlük hayattaki adı değil, olayların hangi hukuki sebep veya sebeplere dayanak oluşturduğu da önemlidir.
Aldatmayı Öğrendikten Sonra Delil Toplamak İçin Beklemek Doğru mu?
Zina öğrenildikten sonra;
“Biraz daha delil toplayayım, sonra dava açarım.”
düşüncesi riskli olabilir.
Çünkü bir taraftan altı aylık hak düşürücü süre işlemeye devam ederken diğer taraftan deliller kaybolabilir.
Özellikle otel kayıtları, dijital veriler, mesajlaşmalar ve üçüncü kişilerin bilgileri bakımından zaman önem taşıyabilir.
Bununla birlikte delil elde etmek amacıyla eşin telefonunun şifresini kırmak, hesabını ele geçirmek, casus yazılım yüklemek veya hukuka aykırı kayıt yapmak da doğru değildir.
Delilin güçlü olması kadar hukuka uygun elde edilmiş olması da önemlidir.
Aldatmayı Öğrendikten Sonra İlk Ne Yapılmalı?
Öncelikle panikle hareket edilmemelidir.
İlk olarak aldatmanın hangi tarihte öğrenildiği mümkün olduğunca netleştirilmelidir.
Daha sonra;
zina eyleminin tahmini tarihi,
olayın ne şekilde öğrenildiği,
mevcut deliller,
tanık olabilecek kişiler,
ilişkinin devam edip etmediği,
eşlerin olaydan sonra birlikte yaşamaya devam edip etmediği
belirlenmelidir.
Bu kronoloji özellikle altı aylık hak düşürücü sürenin hesaplanması açısından önemlidir.
Daha sonra hangi hukuki sebebe dayanılacağı, hangi delillerin kullanılabileceği ve boşanmayla birlikte nafaka, velayet veya tazminat taleplerinin bulunup bulunmayacağı değerlendirilmelidir.
Zina Nedeniyle Boşanma Davasında Tazminat İstenebilir mi?
Koşulları varsa maddi ve manevi tazminat talep edilebilir.
Özellikle zina nedeniyle kişilik hakları saldırıya uğrayan eş bakımından manevi tazminat gündeme gelebilir.
Ancak tazminatın miktarı otomatik değildir.
Tarafların kusur durumları, ekonomik ve sosyal koşulları, olayın niteliği ve kişilik haklarına yapılan saldırının ağırlığı mahkeme tarafından değerlendirilir.
Bu nedenle zina davasında süre hesabı yapılırken boşanmanın diğer mali sonuçları da gözden kaçırılmamalıdır.
Zina Davasında En Tehlikeli Üç Hata
Zina nedeniyle boşanma davalarında özellikle üç hata ciddi sonuç doğurabilir.
Birincisi, altı aylık hak düşürücü sürenin kaçırılmasıdır.
İkincisi, zina öğrenildikten sonra gerçekleştirilen davranışların hukuken affetme olarak değerlendirilme ihtimalinin gözden kaçırılmasıdır.
Üçüncüsü ise delil toplamak amacıyla hukuka aykırı yöntemlere başvurulmasıdır.
Bu nedenle aldatma öğrenildiğinde yalnızca “hangi delili bulabilirim?” sorusuna odaklanmak yeterli değildir.
Süre, delil ve olaydan sonraki davranışlar birlikte değerlendirilmelidir.
Sonuç
Zina nedeniyle boşanma davasında süre son derece önemlidir.
Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesine göre dava hakkı, zina fiilinin öğrenilmesinden itibaren altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle düşer.
Ancak altı aylık sürenin başlangıcı bakımından yalnızca aldatmadan şüphelenmek ile zina olgusunu öğrenmek birbirinden ayrılmalıdır.
Aynı şekilde geçmişte gerçekleşen tek bir zina fiili ile devam eden veya sonradan tekrarlanan zina eylemleri aynı şekilde değerlendirilmez.
Bir başka önemli mesele affetmedir. Kanuna göre affeden tarafın zina sebebine dayanarak dava hakkı bulunmamaktadır. Bu nedenle zina öğrenildikten sonra eşlerin davranışları da davanın sonucu üzerinde etkili olabilir.
Altı aylık sürenin geçmiş olması ise her durumda artık boşanma davası açılamayacağı anlamına gelmez. Somut olayda evlilik birliğinin temelinden sarsılması veya başka bir boşanma sebebinin şartlarının bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.
Bu nedenle aldatmanın öğrenilmesinden sonra en önemli adımlardan biri, öğrenme tarihinin, zina tarihlerinin ve mevcut delillerin kronolojik olarak belirlenmesidir.