Kategori: Genel

AİLE HUKUKU

Eyl 12, 2021 , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , - Yazar: admin

A – BOŞANMA DAVASI

Boşanma davaları çekişmeli boşanma davası ve anlaşmalı boşanma davası olarak ikiye ayrılır. Çekişmeli boşanma davası TMK m. 166/3 dışında kalan tüm davalardır. Taraflar boşanma hususunda anlaşsalar dahifer’i konularda anlaşamadıkları takdirde mahkemenin görecek olduğu dava türü çekişmeli boşanma davası olacaktır. Boşanma davasına anlaşmalı diyebilmek için boşanma, nafaka, tazminat, velayet ve  kişisel ilki kurulması hususunda tarafların anlaşması gerekir.

B – EŞLER ARASINDAKİ MAL REJİMİ

Eşlerin evlilik birliği esnasında sahip oldukları malların tasarrufuna, tasfiyesine ilişkin kurallar mal rejimini oluşturur. 1 OCAK 2002 tarihinden itibaren yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimi olarak kabul edildi. 1 Ocak 2002 tarihinden sonraki evliliklerde eğer bir mal rejimi seçilmediyse, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. 1 Ocak 2002 tarihinden sonraki evliliklerde ise, bu tarihe kadar elde edilen mallarda mal ayrılığı rejimi, sonraki mallarda ise edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Mal rejimi sözleşmesi noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılabilir. Evlenme başvurusu sırasında eşler yazılı olarak talepte bulunarak mal ayrılığını da seçebilirler.

2 – SOYBAĞININ KURULMASI

A – TANIMA

Anne ile çocuk arasındaki soybağı doğumla kurulur. Evlilik içinde doğmayan çocuk nesepsiz sayılır. Nesepsiz doğan çocuğun babası Nufüs Dairesine yazılı bildirimde bulunarak, çocuk ile kendisi arasında soy bağı kurulmasını sağlayabilir. Bu işlem tanımadır. Tanıma, geçmişe yönelik hüküm ifade eder. Çocuğun doğduğu andan itibaren soybağı kurulmuş olur. Soybağının oluşması ile çocuk evlilik dışında doğsa bile diğer çocuklar gibi miras hakkından eksiksiz yararlanır.

B – BABALIK DAVASI

Tanıma kurumunu kendi rızası ile sağlamayan babaya karşı; anne ya da çocuğun açabileceği davadır. Babalık davası açma hakkı; kişiye sıkı sıkıya bağlı olan haklardandır. Annenin ölümü ile mirasçılarına geçmez. Dava babaya karşı açılır, eğer baba ölmüşse mirasçılarına karşı açılır. Dava, Cumhuriyet savcısına ve hazineye; dava ana tarafından açılmışsa kayyıma, kayyım tarafından açılmışsa anaya ihbar edilir. Ancak babalık davasının açılabilmesi için, çocuğun soybağının kurulamamış olması gerekir. Başka bir erkekle arasında soybağı olan çocuk için babalık davası açılamaz. Öncelikle ilk olarak kurulan soybağının reddi gerekir.

C – SOYBAĞININ REDDİ

Soybağının reddi davası, baba ile çocuk arasında herhangi bir sebeple oluşan soybağının çürütülmesi için açılır. Baba yada anne dava açabileceği gibi, çocukta dava hakkına sahiptir. Çocuk evlilik içinde ana rahmine düşmüşse davacı, kocanın baba olmadığını ispat etmek zorundadır. Evlenmeden başlayarak en az yüzseksen gün geçtikten sonra ve evliliğin sona ermesinden başlayarak en fazla üçyüz gün içinde doğan çocuk evlilik içinde ana rahmine düşmüş sayılır. Soybağının reddi davaları aile mahkemelerinde açılır.

3 – EVLAT EDİNME

Evlat edinmeye karar verilebilmesi için küçüğün yararına olması ve evlat edinenin kişinin diğer çocuklarının hakkını gözetmesi gerekir. Küçüklerin evlat edinilebilmesi için, evlat edinen tarafından bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olmalıdır. En az beş yıldır evli bulunan ve otuz yaşını doldurmuş olan eşler birlikte evlat edinebilir. Eşler eğer diğer eşin çocuğunu evlat edinmek istiyorsa, iki yıldan beri evli olmaları ve evlat edinmek isteyenin otuz yaşını doldurmuş olması gerekir. Resmi olarak evli olmayan eşler birlikte evlat edinemezler.

Evli olmayan kişiler tek başına evlat edinebilir. Evlat edinilenin, evlat edinenden en az on seiz yaş küçük olması gerekir. Evlatlık ilişkisi, ancak mahkeme kararı ile kurulabilir.

4 – VELAYET

Velayet, 18 yaşından küçük ergin olmayan çocuklar için geçerlidir. Ergin olmayan çocuk evlilik devam ettiği müddetçe anne ve babasının velayeti altındadır. Anne ve baba evli değilse çocuğun velayeti annesindedir. Anne küçük yada kısıtlı ise çocuğun menfaatini gözeterek aile mahkemesi hakimi çocuğa vasi atayabilir ya da velayeti babaya verebilir. Ortak hayata son verilmişse ya da boşanma gerçekleşmişse hakim çocuğun üstün yararını göz önünde tutarak velayeti eşlerden birine verebilir. Çocuğun eğitimi, yaşadığı ortam, bakım ve iaşesinin sağlanması çocuğun üstün yararının bir parçasıdır.

5 – ÇOCUK MALLARININ KORUNMASI

Anneler ve babalar, velayetleri kullandıkları müddetçe çocuğun mallarını yönetirler. Bu yönetim için hesap vermeleri gerekmez. Evlilik sona erdiğinde velayeti kendisine bırakılan taraf, yönetim hakkını kullanır, aile hakimine çocuğun mal varlığının dökümünü gösteren bir defter ibraz etmek zorundadır. Şayet çocuğun mallarında bir değişiklik olursa ya da çocuğun malvarlığı ile ilgili yatırımlar söz konusu ise bu değişiklikleri bildirmek zorundadır. Çocuğun mallarını yönetim hakkı, velayetin devamlılığına bağlıdır. Velayet, hakim tarafından kaldırılırsa, anne yada babanın yönetim hakkı ve yükümlülüğü sona erer. Anne ve baba çocuk mallarının gelirlerini öncelikle çocuğun giderleri, bakımı, eğitimi için kullanırlar. Adaletin gerektirdiği ölçülerde aile ihtiyaçları için kullanılabilir. Kullanımdan arta kalan miktarlar çocuk mallarına katılır. Çocuğun mallarının doğru yönetilmediği yahut tehlikeye girdiği durumlarda, aile hakimi yönetimi kayyıma bırakabilir.

6 – NAFAKA

A  – TEDBİR NAFAKASI

Tedbir nafakası, evlilik devam ederken ayrı yaşamaya başlayan eşlerden maddi olarak güçlü olanın, güçsüz olana ödediği nafaka türüdür. Nafaka miktarı tarafların maddi gücüne göre, yaşam standartları dikkate alınarak hükmedilir. Tedbir nafakası için, kusur aranmaz. Boşanma davası açılmadan da tedbir nafakası müstakil bir dava ile istenebilir.

B – YOKSULLUK NAFAKASI

Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmadığı müddetçe geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz nafaka isteyebilir. Yoksulluk nafakasının aylık ya da toplu olarak ödenmesine karar verilebilir. Hakimin aylık ödenmesine karar verdiği durumlar süreli ya da süresiz olabilir. Süreli olan nafakaların süresi ilamda belirtilmek zorundadır. Boşanma davası sırasında yoksulluk nafakası istemeyen taraf, bu hakkından feragat etmezse boşanmanın kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içinde ayrı dava açarak yoksulluk nafakası isteyebilir.

C – İŞTİRAK NAFAKASI

Velayete sahip olmayan tarafın, velayeti elinde bulunduran tarafa müşterek çocuklar için boşanma gerçekleştikten sonra ödediği nafaka türüdür. İştirak nafakası ödenmesinde kusur aranmaz. Müşterek çocuklar 18 yaşını doldurana kadar ödenir.

D – YARDIM NAFAKASI

Yoksulluğa düşecek olan alt soya ve üst soyuna ödenen nafaka türdür. Kişilerin, yoksulluk içinde bulunan anne, babasına ya da eğitimi devam eden 18 yaşını geçmiş çocuklarına ödediği nafaka türüdür. Yardım nafakası kardeşler içinde hükmedilebilir. Ancak kardeşlere ödenmesi için, nafaka yükümlüsünün refah içinde bulunması gerekir.

7 – VESAYET

A – VASİ VE KAYYIM TAYİNİ

Velayet altında bulunmayan küçükler yada çeşitli sebeplerden dolayı mallarını yönetemeyen kişileri korumaya yönelik bir kurumdur. Vasi, küçüğün ya da kısıtlının mallarının yönetimini sağlamak, hukuki işlemleri sürdürebilmek için vesayet makamı tarafından atanır. Kayyım ise, belli bir işin görülmesi için vesayet makamı tarafından atanır. Vesayet; velayet altında bulunmayan küçükler ve akıl hastalığı, akıl zayıflığı, savurganlık, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim, özgürlüğü bağlayıcı ceza alan erginlerin hukuki işlemlerinde söz konusu olur.

B – VASİLİK GÖREVİNİN SONA ERMESİ

Vasilik görevi, Kanunda belirtilen hallerde sona erer. Vasinin fiil ehliyetini yitirmesi, ölmesi, görev süresinin sona ermesi, görevini ağır surette savsaklaması, ya da yetkilerini kötüye kullanması durumlarında sona erer. Ayrıca, vasinin görevini engelleyen sebepler oluştuğu takdirde vasi görevinden çekilmek zorundadır.

Gayrimenkul Davaları Nelerdir? Gayrimenkul Hukuku Hangi Davalara Bakar?

Eyl 12, 2021 , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , - Yazar: admin

Gayrimenkul Hukuku, arazi, arsa, ev, daire, apartman vb. taşınmaz mallarla ilgili mevzuatları kapsar. Bu bağlamda tapu davası, istihkak davaları, kira davaları, kamulaştırma davaları, izaley-i şuyu davaları gayrimenkul dava konuları arasında yer almaktadır. Biraz daha yakından bakacak olursak;

  • Tapu Davaları: Gayrimenkul Hukuku davaları arasındaki tapu davaları, tapu tescil veya tapu iptali gibi dava türlerini kapsar. Hukuka aykırı düzenlemelerde tapu davaları açılarak mağduriyetin engellenmesi sağlanır. Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülen tapu davaları, avukat vekaletiyle yürütülebilir.
  • İstihkak Davaları: Gayrimenkul Hukuku dava konularından istihkak davalarında taşınmazın haksız ihlali söz konusudur. Yine Asliye Hukuk Mahkemelerine açılan davalarla takip edilir.
  • Kamulaştırma Davaları: Gayrimenkul Hukuku davaları arasındaki kamulaştırma davaları, özel mülk ve arazilerin fiyatının belirlenerek kamulaştırma işlemlerine yapılan itirazları kapsar. Belediye ve kamu kurumlarına karşı açılabilir.
  • Kira Davaları: Kiracı ya da mal sahibi tarafından açılan kira davaları, kira bedeli veya tahliye sebebiyle oluşan uyuşmazlıkları çözer. Kira sözleşmesine uymayan her iki taraf da birbiri hakkında bu davayı açabilir.
  • İzaley-i Şuyu Davaları: Ortaklı taşınmaz mallarda ortaklığın sonlandırılması için açılan davalardır. Sulh Hukuk Mahkemelerinde açılabilir. Satış ya da taksim yoluyla ortaklık bitirilebilir.

Gayrimenkul Hukuku kapsamına giren birçok dava konusu daha vardır. En önemli ve sık görülen davalar bunlardır.

Gayrimenkul Hukuku Alanına Giren Diğer Davalar

Gayrimenkul Hukuku alanında avukatlar; tapu işlemleri, gayrimenkullerin kiralama sözleşmelerinin düzenlenmesi, alım-satım sözleşmelerinin hazırlanması, eser sözleşmesi, ayni, şahsi hak tesisi sözleşmeleri, imar projelerinin çevre mevzuatına uygunluğunun denetlenmesi, gayrimenkul finansman incelemesi, yabancıların mülk edinmesi, ipotek sözleşmelerinin denetlenmesi ve düzenlenmesi süreçlerinde hukuki destek vermektedir. Ayrıca;

  • Tapu iptali ve tescil davaları,
  • Tasarrufun iptali davaları,
  • Sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar nedeniyle açılan alacak davaları,
  • Kira bedeli tespit davaları,
  • Kira arttırma davaları,
  • Tahliye davaları,
  • Müdahalenin men’i davaları,
  • Zilyetliğin korunmasına ilişkin davalar,
  • Ecrimsil davaları,
  • İpotek ve rehin davaları,
  • Geçit hakkı davaları,
  • Kar irtifakı davaları,
  • Ortaklığın giderilmesi ve yolsuz tescilin düzeltilmesi gibi davalar da Gayrimenkul Hukuk alanındadır.

Yabancıların Mülk Edinmesi Gayrimenkul Hukuku Kapsamında!

Gayrimenkul Hukuku, bu alanda ortaya çıkan uyuşmazlıkların yargı yoluyla çözülmesinin dışında ülkemizde mülk edinmek isteyen yabancılara danışmanlık yapılmasını da kapsamaktadır.

Yabancıların mülk edinmesi konusunda danışmanlık yapan avukatlar; malların alım ve satımı konularında hukuki bilgilendirme yapar, kira ve satış sözleşmelerinin hazırlanmasından geçerlilik süresi boyunca yönetilmesine kadar destek olurlar. Ayrıca tapu sicil ve kadastro müdürlükleri ve belediyeler nezdinde kayıt tetkik işlemleri ve gayrimenkullerin değerlerinin tespiti, yapı ve eser projelerinde ortaya çıkan uyuşmazlıkların yargıya taşınması durumunda dava sürecinin takibi konularında hizmet vermektedirler.

TİCARET MAHKEMESİ GÖREV YETKİLERİ


Asliye Ticaret Mahkemesi Görev ve Yetkileri kanunda ayrıntılı olarak belirlenmiş olup hukuk muhakemeleri kanunu mahkemelerin görev ve yetkileri kapsamında değerlendirilmiştir.

Asliye Ticaret Mahkemesi Nedir?

Dava konusunda herhangi bir miktar ve sınır olmaksızın ticari davaların görüldüğü mahkemelere asliye ticaret mahkemesi denir. Asliye ticaret mahkemeleri nitelik olarak özel bir mahkemedir. Asliye ticaret mahkemesinde görülen ticari davalar mutlak ticari dava ve nispi ticari dava olarak ikiye ayrılır.

  • Mutlak ticari dava : Kanunlarda ve özellikle Türk Ticaret Kanunu’nda ticari dava oldukları belirtilen ve asliye ticaret mahkemesinde görülecekleri açıkça yazılan davalar mutlak ticari davadır. Bir davanın mutlak ticari dava olması için tarafların tacir olmasına ya da dava konusunun ticari bir iş olmasına gerek yoktur.
  • Nispi ticari dava : Eğer bir hukuk davasında tarafların ikisi de tacirse ve bu dava ticari işletmelerle ilgiliyse, hukuk davası ticari dava sayılır. Bu tip davalara da nispi ticaret davası denir. Fakat bir davanın nispi ticaret davası olması için iki tarafında tacir olması ve iki tarafında ticari işletmesiyle ilgili olması gerekir.

Asliye Ticaret Mahkemesinin Görevleri

Asliye ticaret mahkemesi bir özel mahkemedir. Bu nedenle sadece kanunda belirtilen davalara bakmakla görevlidir. Asliye ticaret mahkemesi her yargı bölgesinde yer almayabilir. Asliye ticaret mahkemesinin bulunmadığı yerlerde genel mahkeme olan asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu davalar genellikle teknik bilgi isteyen, karmaşık davalar olabilmektedir. Bu nedenle asliye ticaret mahkemesinin görev alanındaki davaların bir hukuk bürosu aracılığı ile sürdürülmesi önemlidir. Asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu davalar şu şekildedir;

  • Türk Ticaret Kanunu ve diğer kanunlarda ticari dava olarak kabul edilen davalar.
  • Her iki tarafın tacir olduğu ve davanın her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili olduğu davalar.

Kural olarak asliye ticaret mahkemesi tek hakimli bir mahkemedir. Fakat bazı hallerde üç kişilik bir hakim heyeti davaya bakmaktadır. Üç kişilik hekim heyetince asliye ticaret mahkemesinde görülecek olan davalar şunlardır;

  • Konusu parayla ölçülebilen davalarda dava değeri 300.000 (üçyüzbin) TL olan davalar.
  • Türk Ticaret Kanunu’nda hakimin kesin olarak karara bağlayacağı öngörülen davalar.
  • Tahkim yargılamasıyla ilgili davalar.
  • İflastan ve konkordatodan kaynaklanan davalar.
  • Şirketlerin organları, tasfiyeleri ve fesihlerine ilişkin davalar.

Asliye Ticaret Mahkemesinin Yetkisi

Yetki kavramı davanın nerede açılması gerektiğini gösterir. Bir ticari davada hangi asliye ticaret mahkemesinin yetkili olduğu Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nca belirtilmiştir. Genel yetkili asliye ticaret mahkemesi davanın açıldığı tarihte davalının yerleşim yerindeki asliye ticaret mahkemesidir. Fakat bazı davalar için özel yetki belirlenmiş olabilir. Bu davalarda hem özel yetkili olan asliye ticaret mahkemesi hem de genel yetkili olan asliye ticaret mahkemesi yetkili kabul edilir. Yani özel yetkinin bulunduğu davalarda dava her iki yetkili mahkemede de açılabilir.

Bir dava türü için kesin yetki kuralı öngörülmüş olabilir. Kesin yetki kuralının öngörüldüğü asliye ticaret mahkemesinde görülecek davalarda yalnızca kanunda bahsedilen mahkeme yetkilidir. Bu şekilde bir kesin yetki belirlenmişse genel ve özel yetkili mahkemelerin yetkisi geçersiz olur. Asliye ticaret mahkemesinde görülen davalarda kesin yetki kuralları şu şekildedir;

  • Şirketlerin, ortaklık ve üyelik ilişkileriyle sınırlı olmak kaydıyla, ortaklarına ve üyelerine karşı açılacak davalarda şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi kesin yetkilidir.
  • Can sigortalarıyla ilgili davalarda sigorta ettirenin, lehtarın ya da sigortalının lehine veya aleyhine açılan davalarda bu kişilerin yerleşim yerindeki asliye ticaret mahkemesi kesin yetkilidir.

Asliye Ticaret Mahkemesi Hangi Davalara Bakar?

Asliye ticaret mahkemesi Türk Ticaret Kanunu ve diğer kanunlarda ticari dava olarak kabul edilen davalar ile her iki tarafın tacir olduğu ve davanın her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili olduğu davalara bakar. Asliye ticaret mahkemesinin baktığı davalar tarafların tek başlarına yürütmelerinin zor olduğu davalardır. Bu nedenle bu davalarda ticaret hukuku alanında deneyimli bir avukattan destek almak tavsiye edilir. Asliye ticaret mahkemesinin baktığı davalardan bazıları şu şekildedir;

  • Çek, senet ve bono ile ilgili davalar
  • İflas davası
  • Rekabet yasağı davası
  • İşletmenin veya malvarlığının devralınması, birleşmesi ve tür değiştirmesiyle ilgili davalar
  • Komisyon sözleşmesiyle ilgili davalar
  • Ticari temsilciler ve ticari vekillerle ilgili davalar
  • Sigorta ile ilgili davalar
  • Kredi mektubu ve kredi emriyle ilgili davalar
  • Bankalara ve diğer finansal kuruluşlara ödünç para verme ile ilgili davalar

Asliye Ticaret Mahkemesi Kararına Karşı İstinaf Yoluna Başvuru

Asliye ticaret mahkemesi kararının yanlış ya da eksik olduğunu düşünen taraf istinaf yoluna başvurabilir. Asliye ticaret mahkmesinin verdiği nihai kararlar ve ihtiyati haciz ve tedbir kararlarının yanlış ya da eksik olduğu iddiasıyla istinafa gidilebilir. Fakat asliye ticaret mahkemesinin verdiği ara kararlar istinafın konusu olamaz. Asliye ticaret mahkemesinde görülen bir malvarlığıyla ilgili davada istinafa gidebilmenin önkoşulu dava konusu değerin 2018 yılı itibari ile 3.560 TL’den fazla olmasıdır.

Asliye ticaret mahkemesi kararına karşı istinafa gitmek isteyen taraf bölge adliye mahkemesine bir dilekçe ile başvurmalıdır. Başvurulacak bölge asliye mahkemesi kararı veren asliye ticaret mahkemesinin bulunduğu yerdeki mahkemedir. Dilekçeden istinafa başvurma sebebi açık bir şekilde yazılmış olmalıdır. Asliye ticaret mahkemesinin ilamı taraflara tebliğ etmesinden itibaren 2 hafta içerisinde taraflar istinaf yoluna başvurabilir. İstinafa başvuru için verilen dilekçeye karşı taraf bu dilekçenin kendisine tebliğ edilmesinden itibaren 2 hafta içerisinde cevap dilekçesi vermelidir. Asliye ticaret mahkemesinin kararını yanlış ya da eksik bulan kişinin istinafa başvurabilmesi için bu durumdan bir menfaatinin bulunması gerekir. Asliye ticaret mahkemesinin kararına karşı başvurulan istinaf yolunda mahkeme başvuruyu haklı bulursa üç çeşit karar verebilir;

  • Asliye ticaret mahkemesi kararının kaldırılarak davanın mahkemeye geri gönderilmesi.
  • Asliye ticaret mahkemesi kararının kaldırılarak davanın tamamen ya da kısmen kabul edilmesi.
  • Asliye ticaret mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddedilmesi.

Asliye Ticaret Mahkemesi Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuru

Temyiz, istinaf kararlarına, yani bölge adliye mahkemesi kararlarına karşı başvurulan bir yoldur. Asliye ticaret mahkemesinin kararına karşı doğrudan temyize başvurulamaz, önce istinafa başvurulması gerekir. Temyiz yolunda yalnızca bölge adliye mahkemesinin verdiği kararın hukuka uygunluk denetimi yapılır, yeni bir inceleme yapılarak yeni bir karar verilmez. Asliye ticaret mahkemesinin görev alanına giren bir davayı temyize götürebilmek için dava konusunun değeri 2018 yılı itibari ile 47.530 lirayı geçmelidir.

Temyiz yoluna başvurmak isteyen taraf istinaf yolunda verilen nihai kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde bu başvuruyu gerçekleştirmelidir. Karşı taraf başvuruda bulunan iddialara cevap vermek için temyize başvuru dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren 2 hafta içinde ise cevap dilekçesi verilmelidir. Temyiz incelemesi sonucunda şu kararlar verilebilir;

  • Bozma kararı
  • Onama kararı
  • Düzelterek onama kararı

Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise, doktor ve hastane sorumlu tutulmamalıdır.”

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı
davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi
üzerine, temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Davacı, yüzündeki gülümseme çizgi ve kırışıklıkların giderilmesi için 1999 yılı Haziran ayında davalı
kliniğe başvurduğunu, davalı doktor Hande tarafından yüzüne tam olarak ne olduğu bilinmeyen bir
dolgu malzemesi enjekte edildiğini, yüzünde çeşitli reaksiyonlar oluştuğunu, davalı doktorun
iyileştirme vaadi ile müdahalelerde bulunduğunu, her seferinde durumunun daha da kötüleştiğini,
yüzünde kalıcı yumru kütleler, çöküntüler ve morluklar oluştuğunu, uzmanların bir daha iyileşme ve
cerrahi müdahale ile dahi iyileşme şansı olmadığını bildirdiklerini, davalı doktorun özensiz ve kusurlu
davranışları sonucu ortaya çıkan zarardan davalıların sorumlu olduklarını ileri sürerek çektiği elem ve
ıstırabın karşılığı 200.000,00 YTL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte
davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, 12.05.1999 tarihinde kliniğe gelen davacının burun kenarında oluşan çizgileri azaltmak
amacıyla enjeksiyonla kozmetik tedavi yapılmasını istediğini, çok basit ve sık uygulanan bir yöntemle
burun kenarlarına new-fill denen bir dolgu maddesinin enjekte edildiğini, iki seans uygulamadan sonra
davacının İtalya’ya yerleşmesi nedeniyle bir daha görmediklerini, kusurları bulunmadığını savunarak
davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davacının yüzünde oluşan yumruların, Adli Tıp Kurumu ve Tabip Odası Onur Kurulu
raporlarına göre bir komplikasyon sonucu oluştuğunun anlaşıldığı, işin kötü yapılması veya kötü
malzeme kullanımı söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı
tarafından temyiz edilmiştir.
Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini
bulmak ve uygulamak HUMK’nın 76. maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir. Davacı, yüzündeki
kırışıkların giderilmesi için davalı doktorun yaptığı müdahalenin özensiz ve kusurlu olması nedeniyle
kalıcı zararlara yol açtığı iddiası ile manevi tazminat istemişlerdir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi
olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır (BK m. 386-390). Vekil, vekalet görevine konu işi
görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için
gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan
zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin
kurallara bağlıdır. Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile
sorumludur (BK m. 321/1). O nedenle davacının tedavisini üstlenen hastane ve doktorların meslek
alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor
ve hastane, hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu
tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz
biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde
dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve
bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim
yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve
davranışlardan kaçınılmak ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta), mesleki bir iş
gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek
hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK’nun 394/1. maddesi hükmü uyarınca, vekaleti
gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç
değişmemiş ise, doktor ve hastane sorumlu tutulmamalıdır.
Somut olaya bakıldığında, davacının yüzündeki kırışıkları gidermek için davalı klinik ve doktora
başvurduğu, davalı doktorun davacının yüzüne fill-new adlı dolgu malzemesi enjekte ettiği, sonuçta
davacının yüzünde giderilmesi mümkün olmayan hasar oluştuğu, taraflar arasında ihtilaflı değildir.
Çözümlenmesi gereken husus, davalının üstlendiği tedaviyi yaparken özen borcunu yerine getirip
getirmediğidir. Dosya içerisinde bulunan raporlarda davacının yüzünde oluşan hasarın nedeni, yabancı
cisim reaksiyonu olarak bildirilmiştir. 22.12.2006 tarihli Adli Tıp Raporunda, enjeksiyon işleminin ve
daha sonra gelişen deri altı yabancı cisim reaksiyonu sonrası uygulanan kortikosteroid tedavisi
işleminin günümüz tıp kurallarına ve kozmetik cerrahisi tekniğine uygun bir işlem olduğu, daha sonra
yüz bölgesinde gelişen lezyonların, bu işlem sonrası nadir gelişen komplikasyonlardan olduğu
bildirilmiş ise de, davalının bu işlemi yapmadan önce davacıya işlemin muhtemel komplikasyonları
hakkında bilgi verip vermediği, riskleri anlatıp anlatmadığı, özetle aydınlatılmış rıza alınıp alınmadığı
konusunda bir inceleme yapılmamıştır. Davalı doktor, davacının şikayeti üzerine Onur Kurulu’nda
verdiği 23.09.2005 tarihli ifadesinde, davacıya yapılacak işlemin ayrıntılarını anlattığını, dolgu
malzemesinin doğal bir madde olduğunu söylediğini, ancak her maddenin alerji yapma riski
bulunduğunu, nadir de olsa bir komplikasyon oluşursa tedavi edilebileceğini anlattığını, ancak bu
hususları kayıt altına almadığını, o zamanlar onama belgesi alınmadığını bildirmiştir. Davalı, davacıyı
müdahalenin komplikasyonları konusunda aydınlattığını yazılı belge ile ispat edemediği gibi,
beyanında geçen komplikasyon oluştuğu halde tedavisinin de mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.
Hükme esas alınan bilirkişi raporlarında davalı doktorun, davacıyı aydınlatma borcunu yerine getirip
getirmediği tartışılmamıştır. Eksik inceleme ve araştırma sonucu hüküm kurulamaz. O halde,
mahkemece yukarıda açıklanan hususlarla ilgili olarak varsa taraf delillerini topladıktan sonra
davalının aydınlatılmış onam alma yükümlüğünü yerine getirip getirmediği, giderek kusuru bulunup
bulunmadığı yönünde inceleme yapılmak üzere, dosyanın tomar halinde üniversitelerden seçilecek
konusunda uzman bilirkişilere teslimi ile taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine açık, ayrıntılı ve
gerekçeli rapor tanzim edilmesinin istenmesi, bundan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar
verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi usul ve
yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz olunan kararın temyiz eden davacı yararına
BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 18.09.2008 gününde oybirliği
ile karar verildi.

GÖREVDEN AYRILABİLİR KİŞİSEL KUSUR

Dava, doktor hatası sonucu desteğin ölümü nedenine dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Memurların ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken verdikleri zararlar nedeniyle açılacak davaların idare aleyhine açılması gerekir. Ancak idare aleyhine dava açılabilmesi, eylemin hizmet kusurundan kaynaklanması şartına bağlıdır.
Somut olayda ise, kişisel kusurlara dayanılmıştır. Bu durumda mahkemece, idarenin hizmet kusuru dışında, davalı gerçek kişilerin hizmetten ayrılabilen kişisel kusurları olup olmadığı araştırılarak sonucuna göre karar verilmelidir.” Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 29.03.2006 Tarih, E.2006/4-86 K.2006/111sayılı kararı.

Whatsapp ile ulaşın bize
Whatsapp'a gönder
Bu Sayfadaki İçeriği KOPYALAYAMAZSNIZ !!!