Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 07.07.2026 tarihli ve 2026/5906 Esas, 2026/15313 Karar sayılı ilamıyla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının CMK 308 kapsamında yaptığı sanık lehine itirazı kabul ederek önceki kararını kaldırmış, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üyelik suçundan verilen mahkûmiyet hükmünü beraat gerektiği gerekçesiyle bozmuş, infazın durdurulmasına ve sanığın adli kontrol uygulanarak tahliyesine karar vermiştir.
Karar, kesinleşmiş ceza hükümlerine karşı olağanüstü kanun yollarının etkinliği bakımından önemli olduğu kadar, FETÖ/PDY yargılamalarında sendika üyeliği, HTS kayıtları, aynı yerde konaklama, mütevelli sohbetlerine katılma ve etkin pişmanlık beyanlarının delil değerinin değerlendirilmesi bakımından da dikkat çekicidir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı esasen belirleyici tanığın savunma tarafından sorgulanamaması nedeniyle savunma hakkının kısıtlanmasına dayanmasına rağmen, Yargıtay 3. Ceza Dairesi incelemesini bununla sınırlamamış ve sanığın örgüt üyeliği suçunu işlediğine ilişkin yeterli delil bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.
Bu yönüyle karar, CMK 308 kapsamında yapılan bir itirazın yalnızca usule ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesiyle sınırlı kalmayabileceğini, suçun sübutuna ilişkin değerlendirme sonucunda beraat gerekçeli bozma ve infazın durdurulması kararı verilebileceğini göstermektedir.
1. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2026/15313 Sayılı Kararının Konusu Nedir?
Manisa 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/915 Esas ve 2019/427 Karar sayılı dosyasında sanık hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.
Mahkûmiyet kararında TCK’nın 314/2, 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5/1. maddesi uygulanmıştır.
İlk derece mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusu esastan reddedilmiş, ardından dosya Yargıtay incelemesine konu olmuştur.
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 28.05.2025 tarihli, 2022/27080 Esas ve 2025/16030 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 25.06.2026 tarihli ve KD-3-2026/54533 sayılı işlemiyle sanık lehine CMK 308 kapsamında itiraz etmiştir.
İtirazın yeniden incelenmesi sonucunda Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 07.07.2026 tarihinde önceki ilamını kaldırmış ve mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar vermiştir.
Üstelik Daire, bozma kararıyla yetinmeyerek infazın durdurulmasına ve sanığın yurt dışına çıkış yasağı uygulanarak tahliyesine de hükmetmiştir.
2. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Hangi Gerekçeyle CMK 308 İtirazında Bulundu?
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının merkezinde, mahkûmiyetin belirleyici delillerinden biri olan etkin pişmanlık beyanında bulunan tanığın dinlenme usulü bulunmaktadır.
Dosyada sanığın 2014–2016 yılları arasında Milli Eğitim yapılanması içerisindeki mütevelli sohbet grubunda yer aldığını ileri süren bir tanık bulunmaktadır.
Bu tanığın beyanı, mahkûmiyet hükmünün kurulmasında belirleyici delil olarak değerlendirilmiştir.
Ancak tanık, sanığın ve müdafiinin doğrudan sorgulama hakkını etkili biçimde kullanabileceği bir usulle dinlenmemiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, tanığın aleni duruşmada sanığın huzurunda dinlenmesi veya CMK’nın 180 ve 181. maddelerinde öngörülen usullere uyularak SEGBİS yahut istinabe yoluyla savunmanın sorgulama hakkının güvence altına alınması gerektiğini belirtmiştir.
Buna rağmen tanığın talimat mahkemesinde alınan ifadesinin okunması ve sanığa diyeceklerinin sorulmasıyla yetinilmesini savunma hakkının kısıtlanması olarak değerlendirmiştir.
Başsavcılığa göre bu durum CMK’nın 181 ve 217. maddelerine aykırıdır.
Dolayısıyla itirazın temelinde, mahkûmiyetin belirleyici delilini oluşturan tanık beyanının savunma tarafından etkili şekilde sorgulanamaması bulunmaktadır.
3. Etkin Pişmanlık Beyanında Bulunan Tanığın Sorgulanması Neden Önemlidir?
FETÖ/PDY yargılamalarında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan kişilerin beyanları, başka sanıklar hakkında delil olarak kullanılabilmektedir.
Ancak bir kişinin etkin pişmanlık kapsamında ifade vermesi, bu ifadede yer alan bütün iddiaların kendiliğinden doğru kabul edilmesini gerektirmez.
Tanığın anlatımının hangi bilgiye dayandığı, olayları bizzat gözlemleyip gözlemlemediği, beyanlarının somutluğu, çelişkileri ve diğer delillerle desteklenip desteklenmediği değerlendirilmelidir.
Özellikle mahkûmiyetin tek veya belirleyici delili niteliğindeki tanık beyanları bakımından savunmanın tanığı sorgulama hakkı ayrı bir önem taşır.
Anayasa’nın 36. maddesiyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-d maddesinde düzenlenen tanık sorgulama güvencesi, ceza yargılamasında silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleriyle yakından bağlantılıdır.
Savunmaya tanık anlatımının güvenilirliğini sınama konusunda yeterli imkân tanınmaması, özellikle beyanın mahkûmiyet bakımından belirleyici olduğu durumlarda ciddi bir hukuka aykırılık oluşturabilir.
Burada önemli olan, tanığın mutlaka aynı fiziksel duruşma salonunda bulunması değildir. Önemli olan, kanuna uygun yöntemlerle savunmanın sorgulama hakkının etkili biçimde güvence altına alınmasıdır.
İncelenen kararda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da bu ayrım üzerinde durmuştur.
4. Sendika Üyeliği FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne Üyelik İçin Yeterli Delil midir?
Dosyada sanık aleyhine değerlendirilen delillerden biri, örgütle iltisakı nedeniyle kapatılan bir sendikaya üyelik kaydının bulunmasıdır.
Ancak Yargıtay 3. Ceza Dairesi, sendika üyeliğini dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirmiştir.
Sanığın örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğunu, örgütsel emir ve talimatlar doğrultusunda hareket ettiğini ve örgütle organik bağ kurduğunu ortaya koyan kesin ve yeterli delil bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.
Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus, sendika üyeliğinin her durumda hukuken değerlendirme dışı bırakılması gerektiği değildir.
Asıl mesele, sendika üyeliğinin hangi koşullarda gerçekleştiği, örgütsel bir talimatla bağlantısının bulunup bulunmadığı ve diğer somut delillerle birlikte örgüt üyeliğinin unsurlarını ispatlayıp ispatlamadığıdır.
İncelenen kararda sendika üyeliği, mahkûmiyeti sürdürebilecek yeterlilikte bir delil bütünü oluşturmamıştır.
5. HTS Kayıtları ve Aynı Yerde Konaklama Örgüt Üyeliğini İspatlar mı?
Sanık hakkında mahkûmiyet kurulurken dikkate alınan diğer hususlar arasında, aynı suçtan adli işlem yapılan kişilerle aynı tarihte bir konaklama tesisinde bulunması ve bazı kişilerle HTS görüşme kayıtlarının tespit edilmesi yer almaktadır.
HTS kayıtları, kişiler arasında iletişim bulunduğunu gösterebilmekle birlikte, tek başına iletişimin örgütsel içerikte olduğunu ortaya koymaz.
Benzer şekilde aynı yerde veya aynı tarihlerde konaklama kaydının bulunması, olayın özelliklerine göre değerlendirilmesi gereken bir olgudur.
Bu tür delillerin örgüt üyeliği suçunun ispatında kullanılabilmesi için diğer delillerle birlikte anlamlandırılması gerekir.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, somut olayda HTS kayıtlarını, konaklama bilgisini, sendika üyeliğini ve tanık beyanını birlikte değerlendirmesine rağmen örgüt üyeliğinin kesin biçimde ispatlanamadığı sonucuna ulaşmıştır.
Bu kararın önemi, iletişim veya konaklama kayıtlarının hiçbir zaman delil olamayacağı yönünde genel bir kural getirmesinde değil, bu kayıtların örgütle organik bağın ispatı bakımından somut ve yeterli bir delil bütünlüğü içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymasındadır.
6. Mütevelli Sohbetlerine Dinleyici Olarak Katılmak Örgüt Üyeliği Sayılır mı?
Kararda sanığın mütevelli sohbetlerine dinleyici olarak katıldığına ilişkin tanık anlatımı da değerlendirilmiştir.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, sanığın örgütün nihai amacının kamuoyunca bilinebilir hâle geldiği döneme kadar örgütsel içeriği kanıtlanamayan sohbet toplantılarına dinleyici olarak katılması dışında örgütle organik ilişki kurduğunun ispatlanamadığını belirtmiştir.
Kararda sanığın örgütsel bir konumunun bulunmadığı da dikkate alınmıştır.
Bu nedenle sohbet toplantılarına katılımın, somut olayda örgüt üyeliğini ortaya koyan yeterli bir delil olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Burada özellikle iki husus birbirinden ayrılmalıdır.
Birincisi, bir toplantıya dinleyici olarak katılmak ile örgüt hiyerarşisi içerisinde görev üstlenmek aynı şey değildir.
İkincisi, toplantının örgütsel niteliğinin ve sanığın bu toplantılardaki rolünün somut delillerle ortaya konulması gerekir.
Örgüt üyeliği suçunda belirleyici olan yalnızca bir sosyal veya dinî faaliyete katılım değil, sanığın örgütle kurduğu ilişkinin hukuki niteliğidir.
7. Yargıtay Neden Beraat Gerektiği Sonucuna Ulaştı?
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, dosyadaki delilleri birlikte değerlendirmiştir.
Kararda sanığın örgütsel bir konumunun bulunmadığı, örgütsel içeriği kanıtlanamayan sohbet toplantılarına dinleyici olarak katılması dışında süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren örgütsel faaliyetlerinin ispatlanamadığı belirtilmiştir.
Daire, sanığın eylemlerinin örgüte sempati düzeyinde kaldığını kabul etmiştir.
Bu değerlendirme sonucunda silahlı terör örgütüne üyelik suçundan mahkûmiyet yerine beraat kararı verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Ceza yargılamasında mahkûmiyet için sanığın suçu işlediğinin her türlü makul şüpheden uzak, kesin ve yeterli delillerle ortaya konulması gerekir.
Örgüt üyeliği suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığı değerlendirilirken yalnızca sanığın belirli kişilerle görüşmesi veya belirli faaliyetlere katılması değil, örgütle organik bağının ve üyelik iradesinin bulunup bulunmadığı incelenmelidir.
Somut kararda bu unsurların ispatlanamadığı kabul edilmiştir.
Önemli hukuki ayrım: Yargıtay sanık hakkında doğrudan beraat hükmü kurmamıştır. Beraat kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle mahkûmiyet hükmünü bozmuş ve dosyayı ilk derece mahkemesine göndermiştir.
8. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının CMK 308 İtirazı Farklı Gerekçeyle Kabul Edilebilir mi?
İncelenen kararın olağanüstü kanun yolları bakımından en dikkat çekici yönlerinden biri budur.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, esas olarak tanığın sorgulanma usulü nedeniyle savunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Buna karşılık Yargıtay 3. Ceza Dairesi, dosyadaki delillerin örgüt üyeliği suçunun ispatı için yeterli olmadığını değerlendirmiştir.
Daire, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.10.2013 tarihli, 2012/16-1298 Esas ve 2013/418 Karar sayılı içtihadına dayanmıştır.
Anılan içtihatta, özel dairelerin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca gösterilen itiraz nedenleriyle bağlı olmadan inceleme yapabileceği kabul edilmiştir.
Dolayısıyla CMK 308 incelemesinde Başsavcılığın ileri sürdüğü hukuka aykırılıktan farklı bir hukuka aykırılığın tespit edilmesi ve itirazın bu nedenle kabul edilmesi mümkündür.
Somut olayda da savunma hakkının kısıtlanmasına yönelik itiraz, suçun sübutu bakımından yapılan daha kapsamlı inceleme sonucunda beraat gerekçeli bozmayla sonuçlanmıştır.
Bu yaklaşım, kesinleşmiş mahkûmiyet dosyalarında CMK 308 başvurusunun hukuki kapsamının değerlendirilmesi bakımından önemlidir.
9. CMK 308 İtirazının Kabulüyle İnfaz Durdurulabilir mi?
CMK 308 başvurusunun yapılması, kesinleşmiş mahkûmiyet hükmünün infazını kendiliğinden durdurmaz.
Ancak somut dosyanın özellikleri ve verilen kararın niteliğine göre infazın durdurulması yönünde karar verilmesi mümkündür.
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 07.07.2026 tarihli kararında da bu sonuç gerçekleşmiştir.
Daire, mahkûmiyet hükmünü bozduktan sonra sanık hakkında infazın durdurulmasına karar vermiştir.
Bununla da yetinilmeyerek sanığın tahliyesi hakkında ayrıca hüküm kurulmuştur.
Bu yönüyle karar, CMK 308 kapsamında yapılan lehe itirazın infaz aşamasındaki bir hükümlü bakımından da somut hukuki sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir.
Ancak infazın durdurulması, her CMK 308 itirazının zorunlu sonucu değildir. Bu konuda ayrıca yargısal karar bulunması gerekir.
10. Yargıtay 3. Ceza Dairesi Neden Adli Kontrolle Tahliye Kararı Verdi?
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, beraat gerekçeli bozma kararının ardından sanık hakkında infazın durdurulmasına ve CMK’nın 109/3-a maddesi uyarınca yurt dışına çıkamamak şeklindeki adli kontrol tedbirinin uygulanmasına karar vermiştir.
Ayrıca sanığın başka suçtan hükümlü veya tutuklu olmaması koşuluyla derhal salıverilmesinin sağlanması için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmasına hükmedilmiştir.
Bu karar, bozma sonrası kişinin özgürlüğü hakkında ayrıca değerlendirme yapılmasının önemini göstermektedir.
Yargıtay, bir taraftan mahkûmiyet hükmünün hukuka aykırı olduğunu kabul ederken diğer taraftan sanığın yargılama sürecindeki durumunu adli kontrol tedbiriyle düzenlemiştir.
Burada tahliye kararının koşullu niteliği de önemlidir. Sanığın başka bir dosyadan hükümlü veya tutuklu olması hâlinde, bu karar tek başına ceza infaz kurumundan çıkmasını sağlamaz.
11. CMK 308 Başvurusu Kesinleşmiş FETÖ Mahkûmiyetini Ortadan Kaldırabilir mi?
CMK 308, Yargıtay ceza dairelerinin kararlarına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına tanınmış olağanüstü itiraz yetkisidir.
Sanık lehine itiraz bakımından kanunda süre sınırı bulunmamaktadır.
Ancak sanığın veya müdafiinin Başsavcılığa başvurması, kendiliğinden CMK 308 itirazının yapılmış olduğu anlamına gelmez.
İtiraz yetkisinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kullanılması gerekir.
Başsavcılık itiraz ettiğinde dosya, kararına itiraz edilen Yargıtay ceza dairesi tarafından yeniden değerlendirilir.
Daire itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir.
İncelenen kararda Başsavcılığın itirazı kabul edilmiş, önceki Yargıtay ilamı kaldırılmış ve mahkûmiyet hükmü bozulmuştur.
Dolayısıyla bu karar, kanuni şartların oluşması hâlinde CMK 308 yoluyla kesinleşmiş mahkûmiyetin dayanağı olan Yargıtay kararının kaldırılmasının mümkün olduğunu somut biçimde göstermektedir.
12. FETÖ/PDY Dosyalarında CMK 308 İtiraz Dilekçesi Nasıl Hazırlanmalıdır?
Kesinleşmiş bir FETÖ/PDY mahkûmiyetine karşı CMK 308 kapsamında başvuru hazırlanırken yalnızca önceki savunmaların tekrarlanması yeterli bir hukuki yöntem değildir.
Öncelikle mahkûmiyetin hangi delillere dayandığı ve bu delillerin örgüt üyeliği suçunun unsurlarını karşılayıp karşılamadığı değerlendirilmelidir.
Özellikle etkin pişmanlık beyanlarının mahkûmiyet üzerindeki etkisi, tanıkların sorgulanma usulü, HTS kayıtlarının delil değeri, sendika üyeliği, toplantılara katılım ve örgütsel konum iddiaları ayrı ayrı incelenmelidir.
Başvuruda, Yargıtay ceza dairesinin önceki kararında hangi hukuka aykırılıkların bulunduğu somut biçimde açıklanmalıdır.
Ayrıca hükümlünün ceza infaz kurumunda bulunması hâlinde infazın durdurulması bakımından hukuki gerekçelerin de değerlendirilmesi önem taşır.
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2026/15313 Karar sayılı ilamı, Başsavcılığın itirazında ileri sürülen gerekçelerden farklı hukuka aykırılıkların da Daire tarafından değerlendirilebilmesi bakımından başvurulabilecek önemli bir örnektir.
13. Bu Yargıtay Kararı Hangi Dosyalarda Emsal Olarak Kullanılabilir?
Karar özellikle aşağıdaki nitelikteki dosyalarda hukuki değerlendirme bakımından önem taşıyabilir:
- Etkin pişmanlık beyanında bulunan tanığın savunma tarafından etkili biçimde sorgulanamadığı dosyalar,
- Sendika üyeliğinin örgüt üyeliği delili olarak kullanıldığı davalar,
- HTS görüşme kayıtlarının örgütsel iletişim olarak değerlendirildiği yargılamalar,
- Aynı yerde konaklama kayıtlarına dayanılan mahkûmiyetler,
- Mütevelli sohbetlerine katılım iddiasının bulunduğu dosyalar,
- Örgütle organik bağın somut delillerle ortaya konulamadığı mahkûmiyetler,
- CMK 308 kapsamında sanık lehine olağanüstü itiraz değerlendirmesi yapılan dosyalar.
Bununla birlikte emsal kararın varlığı, benzer delillerin bulunduğu bütün davalarda aynı sonucun doğacağı anlamına gelmez.
Her dosyada delillerin niteliği, sanığın konumu, faaliyetlerin tarihi, örgütsel içerik ve diğer maddi olgular birlikte değerlendirilmelidir.
14. Sıkça Sorulan Sorular
FETÖ mahkûmiyeti Yargıtay tarafından onandıktan sonra bozulabilir mi?
Kanuni şartların bulunması hâlinde CMK 308 kapsamında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı üzerine önceki Yargıtay kararının kaldırılması ve mahkûmiyet hükmünün bozulması mümkündür.
CMK 308 başvurusu yapan hükümlü tahliye edilir mi?
Başvuru yapılması tek başına tahliye sonucunu doğurmaz. Ancak incelenen Yargıtay kararında olduğu gibi, itirazın kabulü ve bozma sonucunda infazın durdurulmasına ve tahliyeye karar verilebilir.
Etkin pişmanlık tanığı sanığın huzurunda dinlenmek zorunda mıdır?
Tanığın dinlenme usulü CMK hükümlerine uygun olmalı ve savunmanın sorgulama hakkı güvence altına alınmalıdır. Uygun koşullarda SEGBİS veya kanuni usule uygun istinabe yöntemleri kullanılabilir.
HTS kayıtları tek başına FETÖ üyeliğini ispatlar mı?
HTS kayıtlarının ispat gücü, iletişimin niteliği ve dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirilir. İncelenen kararda HTS kayıtları, diğer delillerle birlikte mahkûmiyet için yeterli görülmemiştir.
Sendika üyeliği nedeniyle verilen FETÖ mahkûmiyeti bozulabilir mi?
Sendika üyeliğinin delil değeri somut dosyanın özelliklerine bağlıdır. İncelenen kararda sendika üyeliği dahil mevcut delillerin örgüt üyeliğini ispatlamaya yeterli olmadığı değerlendirilmiştir.
Yargıtay Başsavcılığının itiraz gerekçesinden farklı bir sebeple bozma kararı verilebilir mi?
Evet. İncelenen kararda Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Ceza Genel Kurulunun 22.10.2013 tarihli içtihadına dayanarak Başsavcılığın itiraz gerekçesiyle bağlı kalmadan inceleme yapmış ve beraat gerektiği gerekçesiyle bozma kararı vermiştir.
15. Sonuç ve Hukuki Değerlendirme
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 07.07.2026 tarihli, 2026/5906 Esas ve 2026/15313 Karar sayılı ilamı, hem CMK 308 olağanüstü itiraz yolunun kapsamı hem de FETÖ/PDY üyeliği suçunun ispatı bakımından önemli hukuki sonuçlar içermektedir.
Kararın ilk önemli yönü, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının savunma hakkının kısıtlanmasına dayanan itirazının, Daire tarafından suçun sübutu yönünden de değerlendirilmesidir.
İkinci önemli yönü, sendika üyeliği, HTS kayıtları, konaklama bilgileri ve sohbet toplantılarına dinleyici olarak katılım şeklindeki delillerin somut dosyada örgüt üyeliğini ispatlamak için yeterli görülmemesidir.
Üçüncü önemli yönü ise Yargıtay’ın yalnızca mahkûmiyet hükmünü bozmakla yetinmeyerek infazın durdurulmasına ve adli kontrol tedbiriyle tahliyeye de karar vermesidir.
Bu karar, kesinleşmiş mahkûmiyetlerin hukuki denetiminde CMK 308 yolunun önemini ortaya koymaktadır.
Özellikle FETÖ/PDY yargılamalarında mahkûmiyetin dayandığı delillerin örgüt üyeliğinin kanuni unsurlarını karşılayıp karşılamadığı, savunmanın tanık sorgulama hakkının güvence altına alınıp alınmadığı ve Yargıtay kararında giderilmesi gereken hukuka aykırılıklar bulunup bulunmadığı titizlikle incelenmelidir.
Kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmünün bulunması, kanunda öngörülen olağanüstü başvuru yollarının bütün koşullarda sona erdiği anlamına gelmez. Ancak CMK 308 başvurusunun başarıya ulaşması, her dosyanın kendine özgü delil durumu ve hukuki gerekçeleriyle doğrudan bağlantılıdır.
EMSAL KARAR KÜNYESİ
Yargıtay 3. Ceza Dairesi
Esas No: 2026/5906
Karar No: 2026/15313
Karar Tarihi: 07.07.2026
Önceki Yargıtay Kararı: 2022/27080 E., 2025/16030 K.
İlk Derece Mahkemesi: Manisa 4. Ağır Ceza Mahkemesi
İlk Derece Dosyası: 2018/915 E., 2019/427 K.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İtirazı: 25.06.2026 tarihli, KD-3-2026/54533 sayılı
Kanun Yolu: CMK 308 – Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının İtirazı
Karar Sonucu: İtirazın kabulü, önceki Yargıtay ilamının kaldırılması, mahkûmiyet hükmünün bozulması, infazın durdurulması ve yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbiri uygulanarak tahliye.
Av. Orçun Akbulut
Ceza Hukuku – FETÖ/PDY Davaları – Olağanüstü Kanun Yolları