DAVA AÇMADAN ÖNCE SİGORTA ŞİRKETİNE BAŞVURMA ZORUNLULUĞU VAR
MIDIR?

Trafik kazalarından kaynaklanan tazminatlar için, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 97. Maddesinde 26.4.2016 tarihinde yapılan değişiklikle, zarar görenlerin dava açmadan önce ilgili sigorta şirketine söz konusu zararla ilgili başvuru yapması gerekmektedir. Bu başvuru mahkemelerce dava şartı olarak değerlendirilerek, başvuru yapılmadan açılan tazminat davaları “dava şartı yokluğu” nedeniyle usulden reddedilebilecektir. Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarına İlişkin Tebliğ’in “Sigortanın Kapsamı” başlıklı maddesinde, tazminat taleplerinin
kapsamı şu şekilde belirlenmiştir: “Sigortacı, poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında, üçüncü şahısların ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre sigortalıya düşen hukuki sorumluluk çerçevesinde bu Genel Şartlarda içeriği belirlenmiş tazminatlara ilişkin talepleri, kaza tarihi itibariyle geçerli zorunlu sigorta limitleri dahilinde karşılamakla yükümlüdür. Sigortanın kapsamı üçüncü şahısların, sigortalının KTK çerçevesindeki sorumluluk riski kapsamında, sigortalıdan talep edebilecekleri tazminat talepleri ile sınırlıdır”. Zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekmektedir. Sigorta şirketlerinin tazmin yükümlülüğü kaza değil, ihbar tarihinden itibaren başlamakta olup sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilmektedir. Başvuru yapılmadan açılan tazminat davaları ise “dava şartı yokluğu” nedeniyle usulden reddedilebilecektir.

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (2 votes, average: 5,00 out of 5)
Loading...

ARAÇTA PERT DURUMU VARSA DEĞER KAYBI TALEP EDİLEBİLİR Mİ ?

Kaza sonucunda hasara uğrayan aracın onarım masrafları, aracın riziko tarihindeki değerini aşar ya da araç onarım kabul etmezse tam hasara uğramış sayılır.
Ülkemiz sigortacılık mevzuatında “pert” kavramına ilişkin herhangi bir tanım yer almamakla birlikte, uygulamada“pert” kavramı ağır ya da tam hasara uğramış araçlar için kullanılan bir terimdir.
18/07/1997 tarihli Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 09/09/2011 tarihli 28049 sayılı Resmi Gazete ile değişik 39. maddesinde hurda araç, “Ekonomik ömrünü doldurma, eskime, yıpranma, kaza, yanma, tahrip edilme ve benzeri nedenlerle kullanılamaz hale gelen araçlar” şeklinde tanımlanmıştır.
Konu hakkında Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartlarının 3.3.2.2. maddesi; “Onarım masraflarının zarar gören aracın rizikonun gerçekleştiği tarihteki değerini aşması ve
aynı zamanda eksper raporu ile aracın onarım kabul etmez bir hale geldiğinin tespit edilmesi durumunda, araç tam hasara uğramış sayılır. Bu durumda, aracın ilgili mevzuat doğrultu-
sunda hurdaya ayrıldığına dair hurda tescil belgesi sigortacıya ibraz edilmeden tazminat ödenmez. Onarım masrafları zarar gören aracın rizikonun gerçekleştiği tarihteki değerini
aşsın veya aşmasın, ağır hasarlı aracın onarımının mümkün olduğunun eksper raporu doğrultusunda tespit edilmiş olması durumunda, aracın ilgili mevzuat doğrultusunda trafikten çekildiğine dair “trafikten çekilmiştir” kaşeli tescil belgesi sigortacıya ibraz edilmeden tazminat ödenmez …” hükmünü amir olup ağır hasar ve tam hasar ayrımı yukarıda belirtilen çerçevede, sigortacılık esaslarına ve eksper raporu tespitlerine gör yapılmaktadır. Bu kapsamda yukarıda yer alan genel şart Başvuru ve Talep hükmü gereğince tam hasara uğramış olan motorlu araç için sigorta şirketi tarafından tazminat ödemesi yapılırken Karayolları Trafik Yönetmeliğinin ilgili hükümleri doğrultusunda “Hurdaya çıkarılmıştır” şerhi konulmuş tescil belgesi aran- makta, aracın ağır hasarlı olması ve onarımının mümkün olması halinde ise araç hurdaya ayrılmamakla beraber Karayol-
ları Trafik Yönetmeliğinin ilgili hükümleri doğrultusunda “trafikten çekilerek tescili silinmiştir” kaydı bulunan tescil belgesinin ibrazıyla tazminat ödemesinin yapılması gerekmektedir.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, araçta pert ihtimalinin olduğu durumlarda yani aracın hasarsız rayiç fiyatı ile kaza sebebiyle oluşan hasarların onarım bedellinin göz önünde bulun-
durularak, aracın tamirinin ekonomik olup olmadığının mahkemece uzman bilirkişi vasıtasıyla saptanması gerektiğini söylemektedir. Aracın hurda duruma gelmesi halinde, değer kaybı talebi kabul edilmeyecek, bunun yerine aracın hurda bedelinin ödenmesi gerekecektir. Zira bu halde, araç sahibinin aracını ikinci el piyasasında satışa çıkarması mümkün olmayacağından kaza nedeniyle rayicin altında bir bedelle satış yapması da mümkün olmayacak ve “araç değer kaybı“ olarak tazminat da istenemeyecektir.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2016/2020 E., 2016/5739 K. sayılı ve 10/05/2016 tarihli kararında; “(…) Bu durumda mahkemece, davacı aracının modeli, yaşı, kaza sonucu meydana gelen hasar durumu, km’si, kullanım tarzı vs de göz önünde bulundurularak aracın onarımının mı, pertinin mi uygun (ekonomik) olduğu, pertinin ekonomik olması halinde ara-
cın olay tarihindeki 2.el piyasa rayiç değeri ile sovtaj değerinin (hasarlı hali ile ederinin) ve davacı tarafın aynı model ve özellikle yeni bir araç alması için gerekli makul sürenin tespit edilmesi ve bu süre içinde davacının yapması gerekli zorunlu giderler (yakıt masrafı v.s.) tenzil edilerek araç mahrumiyetinin belirlenmesi hususlarında, hasar konusunda uzman bilirkişiden açıklamalı, ayrıntılı, denetime elverişli bir rapor alınarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir” iç-
tihadında bulunmuştur.
Özetle, eğer aracın tamirinin ekonomik olmayacağı yönünde rapor oluşturulursa ve araç hakkında pert kararı verilirse, araç değer kaybı da talep edilemeyecektir. Zira pert olan
araçlarla ilgili olarak Kasko sigortacısı şirket, aracın o günkü rayiç değerini tazminat olarak mağdura öder. Bu halde araç sahibinin, aracını ikinci el piyasasında satışa çıkarması ve kaza
nedeniyle rayicin altında bir bedelle satış yapması mümkün olmayacağı için “araç değer kaybı“olarak tanımladığımız zararı da doğmamış olacaktır.

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (5 votes, average: 4,00 out of 5)
Loading...

ARAÇ DEĞER KAYBI TALEBİNDE KUSURUN
ÖNEMİ VAR MIDIR?

Trafik kazalarında, zarar verenin verdiği zararı karşılaması, haksız fiil nedeniyle verilen zararın tazmini anlamına gelmektedir. Haksız fiile ilişkin hükümler ise Türk Borçlar Ka-
nunu’nda düzenlenmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi; “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür”
hükmünü içermektedir. Kanunu’nun 50. Maddesinde ise; “Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde
tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler” denilmektedir. Aynı şekilde Kanunun 51. maddesine göre de; “Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler”. Diğer taraftan Kanunun 52. maddesi; “Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir” düzenlemesine yer vermektedir. Sayılan maddelerden de anlaşılacağı üzere, haksız fiil nedeniyle meydana gelen zararın tazmininde kusurun varlığı aranmakta ve miktarı dikkate alınarak hükmedilecek tazminat indirilmekte veya artırılmaktadır. Değer kaybı talepleri de gerçek zarar kapsamında olup bu nedenle ödeme yükümlüsü tarafından sorumluluktan kurtuluş sebepleri ileri sürülebilir.Kusur da bu sorumluluktan kurtuluş sebeplerinden biridir. Diğer bir değişle, değer kaybına sebep olan sürücü, olayda tam kusursuz olduğunu ispat ederek sorumluluktan kurtulabileceği gibi kusuru nispetinde bedelden indirim de talep edebilir.

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (Oylama Yapılmadı)
Loading...

ARAÇ DEĞER KAYBI NEDİR?

Araç değer kaybı, hasar gören aracın piyasadaki değişim değer durumunu niteleyen bir kavramdır. Bu kavram, hasar alarak onarım gören aracın ikinci el piyasa değerindeki düşüşü ifade eder. Zira, kazaya karışıp hasar gören aracın, en iyi şekilde tamir edilmiş olsa bile, TRAMER (Trafik Sigortaları Bilgi Merkezi) kayıtlarında yer alacak kaza kaydı nedeniyle, piyasa değişim değerinde bir düşüş olacaktır. Ancak, bir aracın kazaya karışması sonucu
bir parçasının boya işlemi görmesi üzerine, aracın yeniden kaza geçirmesi halinde değer kaybı söz konusu olmazken; hasarlı parçanın değişmesi değer kaybına yol açmaktadır.
Araç değer kaybı kavramı, kazalı aracın (parçaları daha yenisi veya orjinali ile değişse dahi) kazadan önceki değerine nazaran mali bir kayıp yaratması düşüncesi ve beklentisi ile ortaya çıkmıştır. Buna göre, daha az kusurlu taraf, daha fazla kusurlu tarafa ve/veya sigortacısına haksız fiilden kaynaklı gerçek bir zararın tazmini talebini yönelmektedir. Kısaca kazaya karışan aracın, kazadan önceki ikinci el pi-yasa değeri ile kazadan sonraki ikinci el piyasa değeri arasındaki düşüş farkına “araç değer kaybı” denir. Esasen her aracın ikinci el piyasa değerinde, trafiğe çıktığı andan itibaren kaza yapmasa dahi modelinin eskimesi, parçalarının yıpranması, kullanım ömrünü tamamlaması gibi nedenlerle doğal bir düşüş vuku bulmaktadır. Değer kaybı kalemi ise, bu doğal değer eksilmesinden farklı olarak, kaza sonucu araçta meydana gelen ani düşüşün tazminine yönelik bir zarar kalemidir.

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (8 votes, average: 4,38 out of 5)
Loading...

 

 

ARDIŞIK ARAMA YARGITAY BOZMA

 

ARDIŞIK ARANDIKTAN SONRA VEYA BAŞKA ZAMANLARDA ORTAK BAZ VERİP VERMEDİKLERİ YİNE ARDIŞIK ARANDIKTAN SONRA TELEFONLARINI KAPATIP KAPATMADIKLARI KAPATMIŞ İSELER NE KADAR SÜRE İLE KAPALI OLDUĞU KONUSUNDA AYRINTILI RAPOR ALDIRILMASI GEREĞİ NEDENİ İLE BOZMA Bu yazıda ARDIŞIK ARAMA YARGITAY BOZMA kararlarına ve bu kararlarda dikkate alınan kriterlere değinilecektir. Ayrıca ARDIŞIK ARAMA YARGITAY BOZMA sürecinde dikkat edilmesi gereken önemli hususlara da yer verilecektir. Okumaya devam et “ARDIŞIK ARAMA YARGITAY BOZMA”

HAKSIZ YA DA HUKUKA AYKIRI TUTUKLAMA VE YAKALAMA DAVALARININ ESASLARI NELERDİR?

Tazminatı doğuracak olan nedenler CMK’da sırlanmaktadır: Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan,
c) Kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan,
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,
e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,
f) Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan,
g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan,
h) Yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen,
i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen,
j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer mal varlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,
k) Yakalama veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan, Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.
Tazminat isteminde bulunma hakkı, yukarıda belirttiğimiz nedenlerden ötürü zarara uğrayan kişilere aittir. Bu hak, yakalama ya da tutuklama önlemine tabi tutulan kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Haksız ya da hukuka aykırı tutuklama ya da yakalama hallerinde, yasaya aykırı işlemin sonuçlarının kendilerine doğduğundan bahisle, üçüncü kişilerin tazminat isteminde bulunmaları söz konusu değildir.
Tazminat istemi bir dilekçe ile istenecektir. Dilekçede, zarar isteminde bulunan kişinin açık adresi, zararı doğuran işlemlerin özeti, zararın dayandığı nedenler ve bunların delilleri ile giderilmesi istenen zararın neden ibaret olduğu yazılı olmak gerekir. Delillerin dilekçeye ekli olması şarttır. Öte yandan dilekçenin yasanın aradığı koşulları içermemesi veya istenen belgelerin ve delillerin eklenmemiş olması halinde, mahkeme 1 aylık bir süre verir. Bu sure eksikleri giderme süresidir. Bu sürenin sonunda eksikler giderilmediğinde, dilekçe mahkemece reddedilir.
Yasada dava açma süresi üç ay olarak düzenlenmiştir. Bu sürenin başlangıcı, tazminatı doğuran nedenler farklılık gösterdiğinden, kendi içinde farklılık taşımaktadır. Bu bakımdan, bir yargılamanın söz konusu olduğu durumlarda, yargılama sonunda verilen kararın kesinleştiği tarih, diğer hallerde, haksız ya da hukuka aykırı işlem iddialarının mercilerince karara bağlandığı tarihler, üç aylık sürenin başlangıç tarihini oluşturacaktır.
Yasa, görevli mahkemeyi davacının oturduğu yer ağır ceza mahkemesi olarak belirtmiştir. Eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, dava en yakın yer ağır ceza mahkemesinde görülür ve karara bağlanır.

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (1 votes, average: 5,00 out of 5)
Loading...

KİŞİ HAKSIZ YA DA HUKUKA AYKIRI OLARAK TUTUKLANIRSA VEYA YAKALANIRSA DEVLET ZARARLARI ÖDER Mİ?

Konunun önemini göz önünde tutan Anayasa, tutuklama ve yakalama koşulları gerçekleşmeden, nedenler söz konusu olmadan kişilerin özgürlüklerinin kısıtlanması ile uğrayacakları her türlü zararın devlet tarafından karşılanması ilkesini benimsemiştir. Anayasada, devletin zararları, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre tazmin edeceği maddede belirtilmiştir. Bu değişikliğin sonuçları aydınlığa kavuşacaktır. Ancak ülkemizde bireyin hak ve özgürlüklerinin daha sağlam temeller üzerine oturtulması ve toplumda demokratikleşmeyi sağlamak amacıyla, Anayasa’da 2001 değişikliği yapıldığına göre, devletin ödemesi gereken tazminatın, tazminat hukukunun genel ilkelerine göre belirlenmesi ilkesi, bundan böyle tazminatların haksız yakalama ve tutuklamanın doğurduğu zararları ortadan kaldıracak boyutlar kazanması amacı taşıdığı söylenebilir. Anayasanın hukuka aykırı tutuklama ve yakalamaların doğurduğu zararların devletçe ödenmesi, Anayasanın kişi hak ve özgürlüklerine verdiği değeri gösterir. Öte yandan bir hukuk devleti olduğu belirtilen Türk
devletinin, hukuk devletinin nitelikleri ile bağdaşan bir sonuçtur.
Anayasa tutuklama ve yakalama nedenleri ve koşullarını belirttikten sonra, “Bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradığı zarar, kanuna göre devletçe ödenir.” demektedir.

KANUN YARARINA BOZMA (YAZILI EMİR) NEDİR?

Kanun yararına bozma, önceki yasanın yazılı emir adını verdiği kanun yoludur. Bu yol gerek yargıçların ve gerek mahkemelerin istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş kararlarına karşı bir yasa yoludur. Amacı bu karardaki aykırılıkları ortadan kaldırmaktır.
Niteliği bakımından bir olağanüstü yasa yolu sayılmalıdır, çünkü kesin hüküm kuvveti taşıyan kararlara karşı başvurulan bir yoldur. CMK, bu sonucu benimsemiştir. Kanun yararına bozmada genel ilke, verilen bozma kararlarının sanık aleyhine sonuç doğurmamasıdır. Bu yolun amacının, yasaların ülke içinde eşit biçimde uygulanması olduğu belirtilmektedir. Bu bakımdan faydalı bir yol olarak görülebilir. Fakat kesin hükmü ortadan kaldırmak amacı taşıması ve bizde olduğu gibi bazen sanık aleyhine de sonuç doğurması,
kesin hükmün otoritesini sarsan bir etkendir. Kanun yararına bozma yolunda, özellikle uyuşmazlığın esasını çözmeyen kararların sanık aleyhine etkisi yönünden yapılacak bir değerlendirmede, bu yolun somut olayda gerçeği ortaya çıkarmaya yönelik olduğu söylenebilir. Yasaların ülke içinde eş olaylarda aynı biçimde uygulanması amacı, uyuşmazlığın esasını çözen mahkeme kararları bakımından geçerlik taşır; çünkü bunlarda sanık aleyhine uygulama yolu kapalıdır. Yeni yasa bu konuda iki ayrı yol öngörmektedir. Bunlar, genel anlamda kanun yararına bozma ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının kanun yararına bozma
yollarıdır.

YARGILAMANIN YENİLENMESİ DAVASI NASIL GÖRÜLÜR?

CMK’ya göre kanun yolu davası açabilenler yargılamanın yenilenmesi davasını açabilirler. Yasa bunu yasayollarına başvurma konusundaki genel kuralların, yargılamanın yenilenmesi yolunda da uygulanacağı biçiminde açıklamıştır. Yargılamanın yenilenmesi yoluna mahkumun ölmesinden sonra da başvurulması mümkün kılındığı için, ölüm durumunda, ölenin eşi, üstsoyu, altsoyu, kardeşleri yargılamanın isteyebileceklerdir.
Yargılamanın yenilenmesini istemek için, yasada açıklanmış bulunan nedenlerden birinin gerçekleşmiş olması şarttır.
Yargılamanın yenilenmesi istemi süreyle sınırlı değildir, çünkü bir yenileme nedeni yıllar sonra ve beklenmeyen bir anda ortaya çıkabilir. Bu bakımdan bu yol için bir süre sınırlaması koymak, bu yolun niteliğine aykırı düşer. Yasa, yargılamanın yenilenmesini istemeyi bazı biçimsel koşullara bağlamıştır. Bu istek bir dilekçeyle yapılmalı ve bunda yargılamanın yenilenmesi isteminin nedenleri ve özellikle istemin dayanağını oluşturan yeni deliller ve
olgular belirtilmelidir. Yargılamanın yenilenmesi davası, önceki son kararı vermiş olan mahkemede açılacaktır. Yargılamanın yenilenmesi CMK’da iki grup olarak öngörülmüştür: Mahkumun lehine ve aleyhine. Bu nedenler sınırlıdır. Bunlara ekleme yapılama

marsbahis marsbahis - marsbahis giriş casibom marsbahis - marsbahis giriş Marsbahis casibom casibom galabet betcio jojobet ultrabet
Whatsapp ile ulaşın bize
Whatsapp'a gönder

Bu Sayfadaki İçeriği KOPYALAYAMAZSNIZ !!!